DIGITAL SES SİSTEMLERİNDE KULLANILAN BAZI TERİMLER

 

MIDI: "Musical Instruments Digital Interface" kelimelerinin baş harflerinden oluşmuş olan bu kelime bir transfer protokolünün adıdır. MIDI'nin amacı elektronik müzik enstrümanlarının dış dünya ve/veya birbirleri ile anlaşabilmesini sağlamaktır. MIDI aracılığı ile tüm notalar elektriksel işaretler (sinyal) olarak yollanabilir. Her cihazın kendine özgü bir MIDI kodu vardır, bu kod sayesinde kandisine gelen özel verileri işleyebilir. Müzikteki her notanın MIDI'sel olarak bir karşılığı vardır. Böylece MIDI mesajları ile cihazların hangi notaları çalacağı belirlenebilir. MIDI sayesinde bilgisayarların müzik dünyasına girmesi sağlanmıştır. Bilgisayara MIDI ile bağlanmış olan bir sysnthesizer ile çaldığınız tüm notalar bilgisayar tarafından kayıt edilebilir ve daha sonradan bilgisayar tarafından çaldırılabilir.

 

A/D: Analog'tan dijitale dönüştürme işlemi. Bilgisayar ve bir çok elektronik ses üreten synthesizerler ve tüm harddisk kayıt cihazları ses sinyallerini kendi anlayabilecekleri formata, yani "dijital" formata çevirmek zorundadırlar. Ancak bu işlemden sonra sesler bu cihazlar tarafından işlenebilir. Bu cevirme işlemine Analog/Dijital dönüştürme denir.

 

D/A: Dijital ortama (bilgisayar, harddisk kayıt cihazı veya dijital synthesizerler) aktarılmış olan bu sinyallerin üzerindeki işlem bittikten sonra tekrar bizlerin anlayabileceği -duyabileceği- formata dönüştürülmeleri gerekir. Bu işleme de Dijital/Analog dönüştürme denir.

 

Bit: Çoğu yerde duymuşsunuzdur, 16-bit, 20-bit hatta 128-bit (!) ses kartlarının varlığını. Burada uzun zamandır süregelen bir kavram karmaşası yaşanmakta. "Bit" kavramı a/d veya d/a dönüştürme işlemlerinde örneklenen işaretin kaç eşit parçaya bölünerek örnekleneceğini belirler. Bu sayı ne kadar büyük ise kaynak işaretten alınan örnek gerçeğine o kadar yakın bir şekilde tekrar yaratılabilir. Günümüzde standart olarak CD'lerde kullanılan oran 16-bit'tir. Buna karşılık profesyonel ses kayıt stüdyolarının bazılarında 24-bit kullanılmaya başlanmıştır. 24-bit günümüzde kullanılan en yüksek bit çözünürlüğüdür ve gelecekte çıkacak DVD-Audio formatının standardıdır. Bir takım reklamlarda görülen 32, 64 hatta 128-bit ibareleri ses kartının başka özelliklerinin örmekleme hassasiyeti olarak gösterilmesinden başka bir şey değildir.

 

Örnekleme Frekansı: Bu değer ise kaynak işaretten alınan örneklerin bir saniyede kaç kere alınacağını belirler. Buradaki standartlar 32, 44.1, 48, 96 ve 192kHz dir. Yani 44.1kHz sözkonusu ise kaynak işaretten saniyede 44.100 örnek alınacaktır. Fiziksel olarak ispatlanmıştır ki bir ses işaretin içindeki maksimum frekansın iki katı büyüklüğünde bir frekans ile örnekleme yapılır ise sonuçta tekrar yaratılan işareti gerçeğinden ayırmak imkansızdır. Örneğin insan kulağının maximum 22.05 kHz duyabileceğini esas alır isek insan kulağını rahatsız etmeyecek bir işlem için minimum 44.1 kHz lik bir frekans kullanılmalıdır. Ki 44.1 kHz günümüz CD-Audio standardıdır. Tabiki teknoloji ilerledikçe bu standartlar arttırılmaktadır, DVD-Audio standardının frekansı ise 192kHz'dir.

 

Sequencer: Bu terim MIDI ve Audio (ses) işaretlerini düzenleyip bunlar üzerinde işlem yapmaya yarayan yazılım veya donanımlara verilen addır. Sequencer, bilgisayar destekli yazılım (Cubase) veya başlı başına çalışabilen bir cihaz (AKAI MPC2000XL) olabilir. Sequencerlerin ortaya çıkması ile home-studio kavramı ortaya çıkmış ve son derece hızlı bir şekilde ilerleme kaydetmiştir.

 

DSP mi CPU'mu?: Günümüzde üstünde bir çok DSP barındıran ses kartları yada DSP kartları piyasada bulunmaktadır. Bu kartlar üzerlerindeki DSP'ler sayesinde bir çok efekt uygulayabilir ve çeşitli sythesizerlar kullanabilirler. Bunlar genelde kendi çalışma ortamları içinde tam kapasite ile kullanılabilirler (TC Powercore hariç - Powercore VST uyumlu bir DSP kartı olmasından dolayı VST uyumlu tüm programlar ile hiçbir güç kaybı olmadan kusursuz bir şekilde çalışabilir.) Diğer DSP kartları ise VST ortamına uyarlandıklarında güçlerinin çoğunu kaybederler. Bu kartlar üzerlerinde barındırdıkları DSP'ler yüzünden kullanımı ilk başta çok zor gelebilecek bir ara yüze sahiptirler. Burada sorulması gereken soru şudur, acaba gerçekten bu kadar DSP'ye ve karışıklığa ihtiyacım varmı ? Günümüzün hızlı işlemcileri artık DSP'li kartların kullanımını büyük ölçüde gereksiz kılmaktadır. RAID konfigürasyonlu 2000+ bir AMD bilgisayar ve VST instrument'lar ile rahatlıkla bir albümün kayıtları bitirilebilmektedir.

 

MONO

Mono yada “monoural” ses, ses sinyalinin tek bir kanala kaydedilmiş olması anlamına gelir. Mono sesi birden fazla hoparlörde dinleyebilirsiniz. Fakat tüm hoparlörler aynı ses sinyalinden beslenecektir.

 

STEREO

Stereo yada “stereophony” ses sinyalinin iki kanala kaydedilmiş olması anlamına gelir. İki hoparlör yardımıyla ‘mono’dan çok daha geniş bir dinleme alanı yaratılır. Bu dönemin gelişmeleri dinleme keyfini birkaç kat arttırmanın ve doğal sese daha yakın bir tını yakalayabilmenin yanısıra ses reprodüksiyonuna iki boyut kazandırdı.

 

DOLBY SURROUND (yada DOLBY STEREO)

Her şeyden önce tüm “çok kanallı” ses formatlarını, kodlama (yada sıkıştırma) ve kod açma mantığına dayandığını belirtmeliyiz. Bunun sebebi çok kanallı verinin saklanma / taşınmasında ki kapasite sorunudur. Bu nedenle analog çevreleyen sesin ilk formu matriksleme adı verilen bir yöntemle yaratılmış dır.Bu yöntemin en bilinen örneği’de 70’li yıllardaki başarısız 4 kanallı “kuadrofonik” sestir.

Kuadrofonik ses yaşayamadığı ama ardında tüm çevreleyen Ses formatlarına temel oluşturan matriksleme yöntemini miras bıraktı. Bu yöntemin çalışma prensipleri bugün çok kanallı dijital ses tenolojilerinin de temelini oluşturur. Teknik anlamda 4-2-4 matriksleme olarak da bilinen dobly surround formatında ses sağ, sol ve efekt olmak üzere 3 kanaldır.

Bir başka ifadeyle ses, 4 kanal olarak kodlanır. Ancak 3 kanal olarak çözülür. Merkez kanal aynen stereo ses imjında olduğu gibi sanal olarak meydana gelir.

 

DOBLY SURROUND PRO LOGİC

Dobly Surround Pro Logic 90’lı yılların başında Dobly surround formatının evrim geçirmiş versiyonu olarak tanıtıldı ve hızla yaygınlaştı.

Dobly Surround Pro Logic, Dobly Surround ile aynı analog temele ve 4-2-4 matriksleme formülüne dayalıdır. Kodlama işlemi de tamamen aynıdır. Fark “kod çözme” aşamasındadır. Yukarıda açıkladığımız üzere Dobly Surround formatında sağ merkez sol efekt sinyalleri stereo kanallar üzerine bindirilmek üzereydi (matriksleme). Dobly Surround Pro Logic kod çözümü sırasında yapılan bu matriks’in 4 kanal olarak yeniden çözülmesidir. Dobly Surround Pro Logic formatının , Dobly Surround’dan farkı merkez kanalın sanal olarak değil doğrudan verilmesidir. Dobly Surround Pro Logic formatının öncülüğüne göre diğer üstünlükleri ise daha iyi kanal ayrımının yapılabilmesi ve daha gerçekçi bir ses imajının yaratılabilmesidir.

 

DOBLY SURROUND PRO LOGİC II

Pro logic II herhangi bir stereo program mataryelinden (örn: cd) sol merkez sol efekt ve sağ efekt olmak üzere 5 kanal çevreleyen ses etkisi yaratabilmekte. Pro Logic II’nin Pro Logic formatında yaptığı teknik iyileştirme ise 2 adet efekt kanalını sunuyor olması. Bunlara ek olarak Pro Logic II kullanıcıya bas frekans kontrolü de sunuyor ve bu formattaki kanal ayrımı da önce ki iki versiyona göre daha etkili.

 

DTS NEO:6

DTS tarafından geliştirilmiş olan NEO:6 formatını işleyiş mantığı Dobly Pro Logic ile aynıdır ve matriksleme formülüne dayalıdır. Yukarıda açıkladığımız üzere matriksleme sağ merkez sol efekt kanallarının ses sinyallerinin 2 kanal üzerine bindirilmesini ifade ediyor. Bu şekilde kaydedilmiş materyalin işlenmesi sırasında yapılan matriks’in yeniden çözülmesi ve hoparlörlere dağıtılmasıdır. (hoparlör sayısı 4,5 yada 6 olabilir)

DTS NEO:6, Dobly Pro Logic’de yada (Pro Logic II’de) olduğu gibi TV izlerken yada CD dinlerken çevreleyen ses ortamı yaratan bir formattır ve tüketici elektroniği cihazlarında bir ibare ile belirtilir.

 

DOBLY DİGİTAL (AC-3)

Dobly Digital (AC-3) formatı temel olarak insan kulağının duyma sınırlarından yola çıkarak ses sinyalindeki duyulamayan frekansların atılması böylece veri miktarının azaltılması prensibine dayanır. 1987’de A.B.D.’de standartlaşma çalışmaları başlayan HDTV (yüksek tanımlı televizyon) yayınları için 4 yada daha fazla ses kanalı düşünüldü. Ancak dönemin teknolojisi bunun randımanlı olarak elde edilebilmesi için yetersiz kaldı. Bunun üzerine başlayan araştırmalarda Dobly Digital’in ortaya çıkışına sebep oldu. Her ne kadar format başlangıçta HDTV için geliştirilmiş olsa da bu uygulamaları 35 mm. Sinema filmlerinde görüldü. Dobly Digital formatında birbirinden tamamen bağımsız ve her biri tam frekans (ortalama insan kulağının duyma aralığı olan 20 - 20000 hz) aralığında çalışan 5 kanal bulunuyor,sağ sol merkez sağ efekt ve sol efekt adı alan bu kanallar dışında birde “+1” olarak adlandırılan ve 3-120 hz aralığındaki alçak frekansların yönlendirdiği LFE(alçak frekans) kanalı yer alıyor. Dobly Digital formatını temel özelliklerine gelince... Dobly Digital formatında her hangi bir matriksleme işlemi yoktur. Arka efekt kanalları birbirinden bağımsızdır (Dobly Pro Logic’de efekt kanalının mono olduğunu ve arka – yan 2 hoparlöre bölündüğünü hatırlatalım) Dobly Surround formatın da ön 2 kanaldan matrikslenen LFE(bas frekans) kanalı Dobly Digital de tamamen bağımsız olarak kodlanır. Bunun uygulamadaki karşılığı bas ağırlıklı sahne efektlerinin etkisinin artmasıdır.

 

DTS DİGİTAL SURROUND

Dobly digital’de alternatif olarak piyasada yer alan ve ik olarak 1993 yılında vizyona giren JURASSİC PARK filmiyle dünyaya tanıtılan DTS (Digital Theater System) formatıda Dobly formatların da olduğu gibi aslen sinema film’leri için geliştirilmiş format. Sinema filmleri için kullanılan versiyona (DTS-6) ile ev uygulamalarına adapte edilmiş biçimi farklılıklar göstermekle birlikte temel çalışma prensipleri aynı DTS sisteminin daha yüksek veri oranları kullanabilmesi dolayısıyla ses kalitesinin Dobly Digital’e kıyasla daha iyi olması onu sinema salonlarında tercih edilir hale getirdi.ancak ev sinema uygulamalarında durum farklı. DTS’in daha yüksek veri oranı kullanması verini yukarıda söz ettiği sebeplerden dolayı disk’de daha fazla yer kaplamasına yol acar bu nedenle de DVD’lerde bir standart değil bir seçenek. Aynı sebeplerden dolayı da dijital yayıncılık alanında kullanımı yok. Bir çok ev sinema meraklısının DTS daha kaliteli iddiası bu bakımdan doğru ancak bu kaliteyi Dobly Digital’den daha fazla disk alanı kaplayarak elde edebilir. Bu sonucu DVD kapasitenin sınırlanması DTS Digital Surround formatıda Dobly Digital gibi 5+1 kanal prensibi üzerine kuruludur ve Cohorent Acoustic Coding (COC) algoritma CD’de kullanılan teknoloji ile benzerlik taşır işin “sıkıştırma” cephesinde ise işler Dobly Digital’deki gibi yürür.

 

DOBLY DİGİTAL EX

Dobly Digital Ex dünyada hızla yaygınlaşan 5.1 formatını bir basamak daha yukarı çıkarmak için geliştirilmiş bir format. Artısı 5.1 formatında yer alan iki arka efekt kanalına bir efekt kanalı daha eklenmesi. Bu formatında önceki Dobly teknolojilerinde olduğu gibi hem sinemaya hem de eve yönelik uygulamaları var. Eklenen ekstra efekt kanalı dinleyicinin arkasına yerleştirilen hoparlörleri beslemek için kullanılıyor. Dobly Digital EX formatını kullanabilmek için A/V alıcınızın bu özelliği desteklemesi ve sisteme eklenecek bir hoparlör için çıkış bulunması gerekir. Bu format 6.1 yada 7.1 olamak üzere üzere iki biçimde kullanılıyor.

 

DTS-ES (6.1 DİSCRETE YADA 6.1 MATRİKS)

DTS’nin sonundaki ES takısı Extended Surround (genişletilmiş Çevreleyen ses) anlamına geliyor. Bu format da Dobly Digital EX ile aynı çalışma prensibine sahip. Temel mantık ses sinyaline arkaya yerleştirilen ekstra bir hoparlörü besleyecek bir efekt kanalının daha eklenmiş olması.

DTS-ES 6.1 Discrete ile 6.1 Matrix arasındaki fark da şu: Eğer program materyali (örn: DVD) birbirinden bağımsız 6.1 kanal ses sinyali içeriyorsa DTS-ES 6.1 Discrete formatı devreye giriyor, ses sinyali 6.1 kodlanmamışsa (DTS 5.1 ise) altıncı kanal 6.1 Matriks özelliği ile 5.1 kanaldan türetiliyor.

ASIO (Audio Streaming Input/Output)

Cubase ve Nuendo gibi müzik yapım programlarının yapımcısı Steinberg firması tarafından geliştirilen bir çapraz platformlu çok kanallı ses bilgisi transferi protokolüdür. Amacı ses kartlarını müzik yazılımlarının ihtiyaçlarına göre optimize edip programın kartın bütün özelliklerini aynı anda hiçbir zaman kaybı olmadan kullanabilmesini sağlamaktır. Bu protokol sayesinde daha önceleri sadece iki kanal ile sınırlı olan ses iletişimini daha fazlaya çıkarmak mümkün olmuştur. ASIO protokolüne göre yazılan driver'lar sistem altı çalıştığı için de sistemin (mesela Windows'un) getirdiği latency (gecikme) sorunlarından etkilenmez, dolayısı ile ses kartlarının çok düşük latency miktarlarında kullanılabilmesini mümkün kılar.

 

ASIO teknolojisinin müzik bilgisayarı dünyasına getirdiği birçok yenilik vardır, farklı bit oranlarına ve örnekleme frekanslarına cevap verebilme, kartın aynı anda birden fazla program tarafından kullanılabilmesine izin verme (multi-client), çok kanallı çalışma, aynı driver'ı kullanan birden fazla ses kartına aynı anda ulaşabilme ve senkronizasyon gibi birçok esnekliği ve bütün bunları o zamanlar mevcut bütün tekniklerden daha hızlı yapması ile zamanında devrim yaratmıştır.

 

Ancak ASIO teknolojisinin bir handikapı vardır, o da bir program aynı anda sadece bir ASIO driver'ı görebilir. Dolayısı ile eğer bilgisayarınızda farklı ASIO sürücüleri kullanan birden fazla ses kartı mevcutsa, bir defada bunların ancak bir tanesine ulaşabilirsiniz. Bunun sebebi az önce ifade ettiğim gibi ASIO'nun sistem altı seviyede çalışmasıdır. Buna karşılık örneğin sistem üstü çalışan WDM teknolojisinde aynı anda birden fazla WDM driver'a ulaşılabildiği için WDM modunda programlar bilgisayardaki bütün kartları görür, ancak ASIO moduna geçildiğinde kartlardan sadece seçilen bir tanesini görür.

 

Özetle, aynı üreticinin aynı model ürününden birkaç tanesini aynı sisteme bağlayıp tek bir ASIO driver üzerinden hepsine ulaşmak mümkündür (eğer asio sürücü ona uygun yazılmışsa), ama farklı üreticilerin farklı ürünlerinin hepsine tek ASIO sürücüden ulaşmak mümkün değildir. Hatta birçok durumda, eğer aynı ASIO driver'ı kullanmıyorlarsa, aynı üreticinin farklı model kartlarına bile ulaşmak mümkün olmayabilir.

 

dB (Desibel)

Desibel (dB) elektriksel ve akustik ölçümlerde sıkça kullanılan bir terimdir, iki farklı niceliğin değerlerinin birbirine olan oranını temsil eden bir sayıdır. Bu herhangi bir nicelik olabilir, basınç ya da voltaj gibi.

 

Daha açık olmak gerekirse desibel, çok geniş bir ölçüm aralığını çok daha küçük ve kullanışlı bir aralığa ölçekleyip indirmeye yarayan logaritmik bir orandır. Mesela voltaj cinsinden bir desibel ilişkisi şöyle ifade edilebilir:

 

dB = 20 * log(V1/V2)

 

20 sabit çarpan, V1 voltajlardan biri, V2 diğeri, log da logaritma 10 tabanıdr.

 

Örnek:

 

100 Volt ile 1 Volt arasındaki ilişkinin desibel cinsinden karşılığı nedir?

 

dB = 20 * log(100/1)

dB = 20 * log(100)

dB = 20 * 2 (log 100=2 olduğundan)

dB = 40

 

Bu demektir ki 100 Volt 1 Volt'dan 40dB daha büyüktür.

 

Bir örnek daha:

 

0.001 Volt ile 1 Volt arasındaki ilişkinin desibel cinsinden karşılığı nedir?

 

dB = 20 * log(0.001/1)

dB = 20 * log(0.001)

dB = 20 * (-3) (0.001'in 10 tabanına göre logaritması -3 olduğundan)

dB = -60

 

Bu demektir ki 0.001 volt 1 volt'dan 60dB daha küçüktür.

 

Aynı şekilde:

Eğer bir voltaj diğer bir voltaja eşitse aralarındaki fark 0dB'dir.

Eğer bir voltaj diğerinin iki katıysa aralarındaki fark 3dB'dir.

Eğer bir voltaj diğerinin on katıysa aralarındaki fark 20dB'dir.

 

Desibel iki değerin birbirine olan oranı demek olduğundan, dB cinsinden verilen bir ölçümün de gerçek ya da sanal bir referansa bağlanması gerekir. Genellikle bu dB değerinin sonuna getirilen bir ekle yapılır, mesela: dBV (1 volt = 0dbv olacak şekilde referans alınarak) veya dB SPL (0.0002 mikrobar = 0dB ses basınç seviyesi/sound pressure level) gibi.

 

Örneklemek gerekirse 1 Volt'un 0dBV olduğu bir ölçümde 2 volt = +3 dBV, 10 volt = +20dBV iken, 0.5 volt = -3dBV ve 0.1 volt = -20dBV olur.

 

Desibel'in belli ses ölçümlerinde çok kullanışlı olmasının bir sebebi, bu ölçekleme sisteminin insan işitme hassasiyetinin karakteristiğine çok yakın olmasıdır.

 

Örnek olarak, 1dB SPL'lik bir değişme ses yüksekliğinde insanın algılayabileceği en küçük aralığa denk gelirken 3dB SPL'lik bir değişme genel olarak algılanabilir. 6dB SPL'lik bir değişme bariz olarak farkedilir ve son olarak 10dB SPL'lik bir artış "iki katı daha yüksek" olarak algılanır.

 

Latency (gecikme):

Latency, ses sinyalinin bir cihaza (ses kartının veya ses modülünün girişine) girmesi ile çıkışında belirmesi arasındaki zaman farkıdır, milisaniyeler ile ölçülür.

 

Zannedildiğinin aksine Latency'nin ram büyüklüğü ile alakası yoktur, daha doğrusu belli bir seviyeden sonra alakası yoktur. Latency AD ve DA'ların (analog-dijital/dijital-analog konvertörlerin) ve işlemcinin önündeki Buffer denen dijital bilgiyi biraraya getirip paketler halinde bir sonraki birime aktarmaya yarayan hafıza devrelerinin büyüklüğü ve işlem hızı ile alakalıdır.

 

Tahmin edeceğiniz gibi ses sinyali girişe analog olarak gelir, orada analog-dijital konvertör (AD) dediğimiz birim bu analog sinyali bir örneklemeye tabi tutar ve 1'ler 0'lar cinsinden dijital bilgiye çevirir. Sonra bu bilgiler kaydedilmek üzere hard disk'e veya işlenmek üzere diğer plug-in dediğimiz ses şekillendiricilere yönlendirilir. Bu arada bilgisayara giren sesi duymak isteyeceğimizden bu dijital bilgiler AD'lerden bu birimlere doğru yol alırken bir kopyası çıkarılır ve sistemin içine yüklü software mixer denen yazılım modülünün kontrol ettiği ses kartının iç routing sistemi üzerinden yine ses kartının çıkışına gönderilir. Tabii bu AD/DA çevirimler ve aktarım esnasında ses sinyali doğal olarak bir gecikmeye uğrar. buna işte "Latency" ("late"ness - gecikme) diyoruz.

 

Ses sistemlerinde 10 milisaniye üzerindeki gecikme müzisyeni çalarken şaşıracak kadar ciddi şekilde rahatsız eder. 7ms ve altındaki gecikme farkedilir ama rahatsız etmez, 5ms ve altı ise genelde çok dikkat edilmedikçe farkedilmez. Windows işletim sistemi ve bilgisayarın mekanik sınırlamaları sebebi ile gecikmeyi 1.5ms'nin altına düşürmek ise teknik olarak imkânsızdır, hatta 1.5ms latency bile bilgisayarın cpu'sunu oldukça büyük bir yük altına sokar. Mevcut bilgisayarların çoğu için 2-3ms latency elde edilebilecek en ideal gecikmedir denebilir.

 

(Bu konuda anlatılan anekdotlardan biri, bu gecikmenin algılanma miktarının insandan insana ne kadar değişebildiğini çok güzel gösterir. Konu kahramanları, kayıt esnasındaki titizlikleri ile gerek kiraladıkları müzisyenlere, gerekse teknik personele kan kusturmaları ile meşhur olan efsane jazz-rock grubu Steely Dan'ın üyeleri piyanist şarkıcı Donald Fagen ve basçı prodüktör Walter Becker'dir. Anlatılana göre, her zaman Amerika'nın en tanınmış en kaliteli ses mühendisleri ile çalıştıkları bilinen Fagen ve Becker, 1970'li yıllarda kaydetmekte oldukları bir şarkının kayıt sonrası dinlemelerinde ses mühendisine "bu kayıtta birşey var, bütün piyanoların zamanlaması kayık" diye şikâyet edip durmuşlar. Ses mühendisi dinlediğinde "ben birşey duymuyorum, bana gayet normal geliyor" demiş ama dediğine de pişman olmuş. Fagen ile Becker kayıt bandını yavaşlatıp tekrar tekrar dinleterek gerçekten piyano vuruşlarının kayıdı esnasında çok çok küçük de olsa bir gecikmenin olduğunu mühendise farkettirmişler. Farkettirmişler ama, mühendisin o gecikmenin nereden kaynaklandığını bulması oldukça zamanını almış. Sonunda da bulmuşlar: Akustik piyanonun kendi mekaniği. Piyanistin kulağına gelen davul kayıdını duyup, ona cevap verip tuşlara basması ile tuşun alltaki mekanizmayı harekete geçirip çekiçleri tellere vurdurması arasındaki gecikme imiş Fagen ile Becker'i rahatsız eden.

Yine benzer şekilde, Yes grubunun meşhur basçısı Chris Squire'ın da 1ms gecikmeyi farkettiği söylenir.)

 

Konuya dönersek, bu Latency olayını devre dışı bırakmak için ses bilgisini software mikseri by-pass ederek direkt göndermek maliyeti arttıran ekstra devreler kullanılmadıkça mümkün değildir, yoksa bu sefer de bilgisayarın içinde halihazırda kayıtlı bulunan ses bilgilerini çıkışa göndermek mümkün olmaz. Yani her halükarda bu ses bu yollardan geçip çıkışa gitmek zorunda. buralarda da "buffer" denen, gelen dijital bilgi cümlelerini paketler halinde bir yerden diğer yere aktaran birimler vardır. Bunları kepçeye benzetebiliriz. Kepçe ne kadar büyükse dolma zamanı o kadar uzundur ama bir defada çok bilgi taşıdığı için içeri bilgi akışında bir kesinti olduğunda bu kesinti çok büyük oranda olmadıkça çıkışa yansımaz. Eğer kepçe küçük ise bu sefer de dolma zamanı kısadır, bilgiyi çabucak öbür tarafa aktarır ama bu sefer de en ufak bir kesintide öbür tarafa bu kesintiyi yansıtır (drop-out).

 

Latency'e etki eden iki unsur DMA buffer boyutu ve dma buffer hızıdır. hız arttıkça latency düşer ama buffer boyutu arttıkça latency de artar. hız arttıkça cpu yükü artar, buffer boyutu arttıkça cpu yükü düşer.

 

Buffer büyüklüğü ve transfer hızının ideal olarak dengeye geldiği noktayı bulmak gerekir, zira buffer boyutu arttıkça latency artar, latency'i düşürebilmek için bu sefer de buffer bilgi aktarma hızını arttırmak gerekir. bu da ha bire ileri geri çalışmaktan cpu yükünü arttırır. Latency'i düşürmek için buffer boyutunu küçültmek yoluna gidilirse bu sefer de birim zamanda taşınabilecek miktarı azalacağından (yani bandwidth daralacağından) aynı anda okunup yazılabilen kanal sayısı düşer.

 

Eğer cpu yükünü azaltmak için buffer boyutu küçük tutulursa bufferlar çok daha rahat olarak hızlı çalışabilir hale gelirler, zira bir defada daha az bilgi taşımak zorundadırlar ama bu sefer de sistemde araya girebilecek serseri mayın işlemleri çok iyi kontrol etmek, hatta mümkünse alayından kurtulmak gerekir (networking, messenger, internet, instant updater, antivirus, görüntü güzelleştirici animasyonlar, hd indexing, ekran koruyucu vs.).

 

Burada da ses kartının ad ve da'larının ön ve arkasındaki buffer'ların boyutu ve ne kadar hızlı çalışabildiklerinin önemi ön plana çıkar. bunlar ne kadar büyük ve kaliteliyse latency ve çevirimde hata oranı düşer ama fiyat da aynı oranda artar (soundblaster'lar neden ucuz oluyor bilin bakalım, hmmm...)

 

Latency'yi düşürmenin bir yolu da sampling rate (örnekleme frekansı) değerini yükseltmektir. Ancak bu da sisteme yük getirir, zira birim zamanda akması gereken bilgi miktarı artar, bu da daha yüksek bandwidth (bant genişliği) gerektirir.

 

Bunları aşmanın bir başka yolu, teknolojisi sebebiyle biraz daha pahalı olmakla beraber zero-latency direct monitoring denen özelliğe sahip bir ses kartına yürümektir. Bu tip kartlarda sistemin içindeki software mixer'in işlevi kartın üzerine taşınmıştır. Kart, AD'lerden geçip dijitale çevirilen sesi tekrar software mixer'den geçirip içeriden gelen ses bilgileri ile karıştırıp tekrar da konvertörlere vermekle uğraşmaz. İçerideki ses zaten dışarıya çıkmaktadır, girişteki sesi de ad'lerin önünden bir ayırıcı ünite ile alıp kendi mixer'inde içeriden gelen sesle karıştırıp monitör çıkışına verir. İçeriden gelen ses ile dışarıda üretilen ses arasında zaten bir zaman farkı olmadığından kullanıcı bu ad'lerden geçme esnasında oluşan latency'i duymaz. Kayıt için kullandığınız yazılım da zaten "latency compensation" denen olay ile bu gecikmeyi hesaplayıp tazmin ettiğinden, dışarıdan gelen ses programın içine yerleştirilirken latency miktarınca hafifçe öne doğru kaydırılıp içeride halihazırda kayıtlı olan ses bilgileri ile senkronize hale getirilir. Olay da böyle tatlı tatlı çözülmüş olur.

 

PC DONANIMI

Örneğin: Bir software synth üzerinde 5-6 çeşit dynamic processing effects ile 3 ghz bir sistemde %30 cpu gücünü emebilir.. Bunun sizin toplam çalışmanızda sadece 1 track(kanal) olduğu düşünülürse, kısa sürede cpu gücünüzün sınırına erişeceğinizi görürsünüz.. Bu durumda uygulanan yöntem, synth'in efekt uygulanmış sesini mixdown ederek, bu sesi wav formatına çevirmek ve emdiği cpu gücünü bir anda %0.1-%1 aralığına çekmektir.. Ancak bunu yaptığınızda da kanalda yaptığınız eski işlemler üzerinde bir değişiklik yapmak güçleşmekte, her değişiklikte yeniden bir mixdown yapmanız gerekmekte..

 

İşte bu yüzden donanım gereksinimlerinin bir alt sınırı var ancak üst sınırı yok... Varolan her sistem kaynağını sonuna kadar kullanabileceğinizi garanti ederim...

Ses kartı seçerken kaydınızı nasıl yapacağınızı iyi düşünmeniz, hangi multitrack sequencer'ı kullanacağınıza karar vermeniz gerekli..

 

Ses kartlarının kendi saat üreteçleri ve A/D (Analog/Dijital) çeviricileri ses kalitesini en çok etkileyen unsurlardır.. Creative'inkiler gibi genele yönelik ürünler çıkaran ses kartları bu iç parçaların yetersizliğinden ötürü ses kalitesi olarak bir adım geride kalıyorlar.. Ayrıca bu tarz, üretmeye değil, dinlemeye yönelik parçalar, sesi renklendirerek daha "etkileyici" kılarken, aslında bizim kayıtlarda istemeyeceğimiz bazı dengesizliklere yol açarlar... Sb Live (emu10k1)/Audigy(emu10k2) serisi bir kart işinizi minimal derecede görür mü? Görür.. Ama iyi midir, tercih edilmeli midir? Hayır....

 

1) Kasa seçimi: Kayıt esnasında eğer mikrofon ile bilgisayar aynı odada bulunacaksa bilgisayarın içindeki fanların çıkartacağı gürültü büyük sorun olur. Ancak esas gürültüyü yapan tahmin edilenin aksine, fanlar değil, fanların sesinin içeride yankılanması ile titreşen kasadır. O yüzden çeperi ince ucuz kasalardan değil de kalın saçtan ya da aluminyumdan yapılma 19 inç rack Server kasalarından bir tane kullanmanız yararınıza olur. Unutmayın, kasa üzerinde 3,5" yuvalardan daha fazla 5,25" yuvaya ihtiyacınız olacak. Seçiminizi ona göre yapın. Büyüğü küçültmek kolay ama küçüğü büyütmek zor. Ayrıca kasanın içini de ses yalıtıcı/absorbe edici malzeme ile kaplayacaksınız.

 

2) Ses yalıtımı: Az önce dediğim gibi gürültüyü kesmek açısından kullanılan havalandırma fanlarının Ultraquiet denen tip 80mm fanlar olması gerekir, standart boş kasaların üzerinde gelen Sunyon Munyon fanlar iş görmez. Bunun için PAPST'ın Super Low Noise serisi fanları idealdir, ayrıca kasa fanlarından daha fazla gürültüyü CPU fanı yapar, onun için de Zalman'ın süper FlowerCooler çözümleri vardır. Bu ve diğer PC kasası ses yalıtımı için PROTECTED LINKLinkleri görebilmek için lütfen adresini ziyaret ediniz, ufkunuz açılır.

 

3) Anakart, CPU ve RAM Hafıza seçimi: Öncelikle şunu unutmayın; Intel pahalıdır ama müzik PC'leri için en problemsiz seçimdir, zira bütün profesyonel/yarı-profesyonel müzik cihazı üreticileri ürünlerini geliştirirken Intel'i referans olarak alırlar.

 

Anakartı seçerken chipset'in Intel olmasına dikkat edin. Via ve SiS çipsetlerinden özellikle sakının. Benim tercihim Intel Pentium'dan yana ancak AMD'ler de gayet güzel netice veriyormuş diye duydum. Ancak AMD'lerin çalışma ısısı P4'lere nazaran yüksektir, Audio stream okumaları ve bunların üzerine eklenecek Software plug-in işlem yükünün büyüklüğü dolayısı ile bu sıcaklık normal ofis kullanımlarında rastlanan değerlerin çok üzerine çıkar, soğutma sistemi sağlıklı kurulmamışsa bu ciddi problemler doğurur (en ucuzu sistem donmaları, en pahalısı CPU arızalanması gibi).

 

En sağlamı Intel, Asus ya da Supermicro gibi yüksek özellikli en kaliteli anakartlara yürümektir.

 

RAM tipini seçerken DDR RAM'ları ilk tercih yapabilirsiniz, zira hem yeterince hızlı hem de fiyat olarak daha ucuzdur. Benim kullandığım RDRAM'lar en hızlısı ama çok daha pahalı idiler ben kendi bilgisayarımı yaptığım zaman. Sizin o kadar para harcamanıza gerek yok, DDR 266'lar hayde hayde işinizi görür. Müzik PC'lerinde RAM olarak 1GB (1024MB) artık standarttır, 512MB minimumdur. 512MB'ın altında RAM sizi oldukça sıkıştırabilir. Yalnız sakın ha isimsiz fason hafıza modülü kullanmayın. Ucuz etin yahnisi çok acı olur, midenizi bozar. müzik PC'si topluyorsanız ucuza kaçmayacaksınız.

 

4) Hard Disk seçimi: Burada dikkat etmeniz gereken birkaç husus var.

Bunlardan ilki hız. Öncelikle seçilecek HD kesinlikle 7200rpm ya da üstü olmalı. Bu istikrarlı bir çok kanal okuma/yazma için gerekli.

 

İkinci olarak ATA standardının seviyesi. ATA 66 ya da 100 müzik uygulamaları için yeterli. 100'ün üzerindekiler bir zarar getirmez ama bir fayda da getirmez, zira her ne kadar HD 133Mb/sn hızda iletişim kurabiliyorsa da anakartınızın PCI buss'ları 60Mb/sn hızın üzerine çıkamayacaktır. Dolayısı ile aslında 66Mb ile 100Mb arasında bile bir performans farkı olmayacak. Ancak bugünlerde ATA/UDMA 100 artık standart oldu o yüzden ona gidin.

 

Buffer boyutu olarak ne kadar büyük alırsanız o kadar iyi. Ben PC'mi kurduğumda en büyüğü 2MB idi ancak şu anda 8MB buffer'lı HD'ler oldukça yaygın. Benim hard disklerim CD standardında (44.1/16) 50 kanalı okurken aynı anda 8 kanal ses bilgisini rahat rahat yazabildiğine göre orada hiçbir sorun olmaz.

 

Yanlış anlamayın Fujitsu, Western Digital, Maxtor, Hitachi gibi bütün markaların performansı aşağı yukarı aynı aynı ancak marka açısından hem PC dergi laboratuar testleri, hem de benim tecrübeme dayanarak söylüyorum: Müzik PC'leri için en uygun harddiskler Seagate Barracuda serisi Harddisklerdir.

 

Öncelikle Seagate'ler piyasadaki HD'ler arasında gürültü seviyesi en düşük olanı. Tamamen kapalı bir kutu tasarımı olduğu için kafa hareketi sesleri dışarıya diğerleri kadar bariz yansımıyor. Burayı es geçmeyin, normalde Microsoft Word kullanırken ya da oyun oynarken bu farkedilmez ama aynı anda 30-40 kanal CD kalitesinde ses dosyasını HD'den okumaya başladığınızda mutfakta yağda kızaran patateslerin çıkardığı ses HD'lerden gelen sesin yanında masum kalır. Resmen "krrrrrr" diye bütün oda yankılanmaya başlar kulaklarınızda. Eğer bir de aynı odada mikrofonla kayıt yapmaya çalışıyorsanız o ses aynen kayıdınıza yansır.

 

Benim HD'lerim Seagate Barracuda IV serisi, ancak artık V serisi piyasada galiba. Israrla öneririm, utandırmaz. Seagate bulamıyorsanız yukarıda saydıklarıma da yürüyebilirsiniz, ancak IBM'lerden uzak durun. Müzisyenler camiasında IBM Deskstar'ların adı "Deathstar" olarak geçer. Yüksek bilgi akış seviyelerinde kafa senkronizasyon problemleri olan bir üründür, başınızı çok ağrıtabilir. Eğer HardDiskleri ilave olarak SilentDrive gibi susturucu ses geçirmez özel yapım kutuların içine monte etme şansınız varsa çok daha iyi edersiniz.

 

Sisteminizde mutlaka ve mutlaka Sistem HD'i ile Ses dosyalarınızı kaydettiğiniz HD ayrı olsun ve aynı IDE buss üzerinde olmasın. Şerit kablo olarak 80 telli yeni standart ATA100 kablo kullanın, eski 40 telli kabloları çöpe atın. Şerit kablo üzerinde Master cihaz kablonun en ucuna, Slave cihaz da kablonun ortasındaki sokete takılacak. Bunun sebebi, ana kayıt ya da sistem diski olarak kullandığınız öncelikli aktif birimin kablonun geri kalanından gelebilecek yansımalardan etkilenmesini önlemektir.

 

Ayrıca yedekleme olayını sakın ihmal etmeyin. O sebeple Ses dosyalarınızı sakladığınız HD'nin aynısından bir tane daha alıp sisteminize koyun ve her günlük çalışmanın sonunda bilgisayarı kapamadan önce o harddiski komple diğerine yedekleyin. Ya da üzerinde değişiklik yaptığınız dosyaları yedekleyin. Burada sakın ha "ya, bişşe olmaz biz Türküz" filan yapmayın. Zira bir sabah bilgisayarı açmaya çalıştığınızda "kıhhh" diye bir ses duyduğunuzda ve üzerinde aylardır çalışmakta olduğunuz kayıtlarınızın içinde bulunduğu HD okumayı reddettiğinde bu satırları hatırlamak bayağı acı olabilir. Başkalarının başına geldi, hem de çok defalar geldi, aynısı size de olabilir.

 

Hard Disklerin hepsi SilentDrive gürültü kesici kutularda. CPU'nun soğutucusu ve fanı Zalman FlowerCooler sessiz soğutma sistemi ile değiştirildi, ayrıca kasa fanları da PAPST UltraQuiet fanlarla değiştirildi.

 

Elimde bilgisayarımın fotoğrafları yok ancak önümüzdeki hafta sistemimde değişiklik yapacağım için bilgisayarımı raftan çıkartıp açacağım, o zaman dijital makinamla birkaç resmini çeker buraya asarım, size referans olur.

 

5) Ekran ve Ekran Kartı Seçimi:

Tek yol LCD ekran. Artık CRT öldü, ayrıca CRT'lerin yaydıkları manyetik alan hoparlörler ve gitar manyetikleri başta olmak üzere ses kabloları bütün diğer müzik cihazlarının alayına gürültü yayıyor. TFT LCD ekranlarda böyle bir sorun yok, ayrıca daha az yer kaplıyorlar, görüntü kalitesine gelince bir kere LCD kullananın bir daha Katot Tüplü Ekranlara bakası gelmiyor. O yüzden oarada kendinize bir iyilik yapın, LCD'lerin fiyatları da her geçen gün düşmekte, kendinize LCD ekran alın. Benim ana bilgisayarımda iki tane 17" ekran bağlı, orada LG en zirvede, Iiyama, Philips, Samsung orta seviyede, Acer filan da onların bir altı işte. LCD seçimindeki kriterlere sonra gireriz.

 

Müzik aplikasyonlarında tek ekranın sınırlayıcılığı kendini hemen belli edecektir, iki ekrana geçtkten sonra tek ekrana dönmek resmen attan inip eşeğe binmek gibi geliyor. Ekran kartını seçerken ona uygun Dual Head bir karta yatırım yaparsanız ileride tekrar para harcama olayından kurtulursunuz. Dikkat etmeniz gereken hususlar: Ekran kartı fan soğutmalı olmasın, müzik bilgisayarında 3D karta gerek yok, 2D kart rahatlıkla işinizi görür. Bu açıdan örnek olarak Matrox Millennium G550 Dual Head serisi birçok müzik PC'sinde denenmiş ve süper neticeler verdiği görülmüştür. Eğer alabiliyorsanız Dual DVI modelini alın, ileride alacağınız LCD ekranlarda DVI özelliği varsa bu ekranların ve kartın performansını inanılmaz arttırır (bende iki ayrı bilgisayarda G550 Dual DVI var ve Analog RGB ile Dijital DVI arasındaki kalite farkı çok yüksek). DVI'lara Analog monitör bağlamak mümkün ancak Analog çıkıştan DVI çıkış almak mümkün değil.

 

6) Ses Kartı Seçimi:

Öncelikle söyleyeyim: Müzik yapacaksanız üzerinde SoundBlaster yazan ürünlerden uzak durun. Onlar oyun oynamak için, müzik yapmak için değil.

 

Eğer grup kaydı yapacaksanız ses kartı seçimi önemli zira aynı anda kaç kanal kaydetmeniz gerektiğini tayin edip ona göre Audio Interface seçmeniz gerekecek. Eğer elinizde yeterince çok kanallı mikser varsa o mikserin mikrofon pre'lerini kullanıp Insert noktalarından çıkış alarak PC'ye gönderebilirsiniz, dolayısı ile üzerinde mic pre'si olan ses kartı/audio interface almanıza gerek kalmaz.

 

Burada muhtelif farklı çözümler var: PCI kart şeklinde birimler, PCI kartlı harici konvertör üniteli birimler, Firewire üzerinden çalışan konvertörler, USB üzerinden çalışan konvertörler vs. Giriş çıkış sayısı, üzerinde mikrofon pre olup olmaması ve sayısı, girişlerin balanslı/balanssız olması, kullanılan konvertörlerin kalitesi, jitter oranı ve diğer bazı özellikler fiyata etki eder. Öncelikle nasıl bir müzik yapacaksınız ve bunu nasıl kaydedeceksiniz, aynı anda kaç kanal kayıdına ihtiyacınız olacak, kaç mikrofonu aynı anda kullanacaksınız dolayısı ile kaç mic pre'ye ihtiyacınız olacak onun kararının ne kadar sağlıklı verebilirseniz, amaçlarınıza uygun bir ürünü seçebilmeniz de o kadar kolay olur.

 

Bu forumun muhtelif yerlerinde ses kartları ile ilgili tartışmalar yapıldı. Eğer müzik yapım amaçlarına uygun ses kartları olarak piyasada ne var ne yok bilgilenmek istiyorsanız Compel AŞ'nin web sitesini bir gezin, bu firma benim anladığım kadarıyla bu alanda faaliyet gösteren üreticilerin çoğunun Türkiye temsilciliğini yapmakta: PROTECTED, faydası olur.

 

Şu an ben halen Terratec EWS88MT kartı kullanmaktayım (8 Analog giriş/çıkış + 1 SPDIF dijital giriş/çıkış) ancak geçen hafta sistemimi bir üst standarda taşımaya karar verdim ve Aardvark Direct Pro Q10 Audio Interface'lerden iki adet sipariş verdim. Saadece Aardvark'lar üzerinden 20 kanal, toplamda 30 kanal kayıt yapabileceğim.

 

Sizin ilk aşamada bu kadar büyük para harcamanıza gerek olmayabilir, benim standardım artık elimdeki sistemi zorlamaya başladığı için böyle bir upgrade'e gitmek zorunda kaldım. Oysa size tavsiyem ilk baştan bu tip ekipmana büyük paralar dökmeyin. Kendinize biraz zaman tanıyın, zira zaman içerisinde ihtiyaçlarınızın farkına daha iyi varacaksınız ve ilk başlarda ağzınızı sulandıran çözümler bir süre sonra hiç de o kadar ideal gelmeyebilecek. Kendinize zaman tanıyın, ancak piyasayı iyi takip edin.

 

 

Bilgisayarda müzik kayıdında esas amaç olarak, ses kartında dijitale çevirilen bilginin arada hiçbir kesintiye uğramadan stream halinde hard diske kaydedilmesi ve bu arada sinyal akışının hiçbir kesintiye uğramaması gerekir. Bu bilgiyi geri okurken (playback) de aynıdır. Dolayısı ile bu akış esnasında CPU'yu ya da PCI buss'ı meşgul edecek bütün fonksiyonların kapatılması/susturulması/disable edilmesi gerekir. Bunların başlıcaları şunlardır:

PC Optimizastonu

 

1) CD Autoplay fonksiyonunun kapatılması gerekir. Normalde sistem Autoplay fonksiyonu açıkken CD okuyucuya CD konulmuş mu konulmamış mı diye ha bire bu cihazı kontrol eder. Bu kontrol etmeler eğer kayıt esnasında olursa kayıtta ya drop-out'a ya da çatırtıya yol açar. Control Panel>System>Device Manager'den CD ya da CDRW cihazlarını bulup Auto Insert Notification özelliğini disable edin.

 

2) Eğer görüntü kartınız PCI tip ise bunu mutlaka AGP ile değiştirin.

 

3) Hard Disklerinizin ve CD okuyucu/yazıcılarınızın DMA fonksiyonu enable edilmiş olsun. Bunu System Properties>Devige Manager'den HD Controllers'dan HD Properties'e giderek orada DMA kutucuğunu işaretlemek surti ile yapabilirsiniz. Ayrıca HD data bağlantı kablolarını eğer (eski tip 40-hatlı iseler) 80-hatlı olanları ile değiştirin.

 

4) Doğru konfigüre edildiğinde Windows98SE müzik amaçlı kullanım için aslında çok uygun bir sistemdir. Ancak XP'nin faydaları daha fazla olduğu için ben XP'yi tercih ediyorum. XP'nin tek mahsuru eğer makineniz eski tipse hardware driver'larının yeni XP'ye uygun versiyonlarının olmama ihtimali. Ama eğer varsa hiç durmayın, XP'ye geçin derim.

 

5) Eğer kullandığınız sistem Windows XP ise, XP'yi yüklerken ACPI fonksiyonunun tamamıyle disable edilmiş olması gerekir. ACPI'yi sistem kurulduktan sonra da disable etmek mümkündür, ama en güzeli daha kuruluş aşamasında ACPI'dan kurtulmaktır. Bunun için birinci Installation Floppy Disk'i taktığınızda ilk mavi ekranda "RAID vs. Ekstra Hardware Controller Driver'larını yüklemek istiyorsanız F6'ya basın" diye sorduğunda siz F6'ya basmak yerine F5'e basın. Normalde bu size seçenek olarak sunulmaz o yüzden sadece bir iki saniye vaktiniz olacak, ekrandan gözünüzü ayırmayın. F5'e bastıktan beş on saniye sonra size

 

"Sistemi nasıl kurmak istersiniz?

1) Advanced

2) Standard PC"

 

diye soracak. Siz 2) Standard PC seçeneğini seçip installation prosedürünün geri kalanını normal olarak tamamlayın. XP bilgisayarınıza ACPI'siz olarak kurulmuş olacaktır.

 

Eğer sistem hazır kuruluysa bence sistemi yeniden kurmaya çalışmayın, bu ayarı sistem ayarlarından değiştirmekle yetinin derim.

 

6) XP'de System Restore fonksiyonu kapatılmalı. Bu fonksiyon ofis kullanımı için ideal bir kurtarıcı olabilir ama müzik yapımı esnasında herşeyin canına okur. Bunun için System Properties menüsünde System Restore tabına gidin, "Turn off system restore on all drives" kutucuğunu tıklayın.

 

7) XP'de HD File Indexing fonksiyonu kapatılmalı. Bunu yapmak için My Computer (Bilgisayarım)'dan bütün HD'lerin üzerine sağ tıklayıp Properties'e gidin, orada en altta "Allow Indexing Service on this HD to index files for fast searching" kutucuğunu boşaltın. Bunu bütün HD'ler için yapın.

 

8 ) Hangi işletim sistemi kullanırsanız kullanın, Sistem ve Müzik Programının yüklü olduğu HD ile ses kayıdının yapılacağı/ses dosyalarının kaydedilip okunacağı HD birbirinden ayrı olsun. Böylece sistem eğer bir program dosyasını okumak isterse o esnada yapılan ses bilgi akışını kesmemiş olur.

 

9) Ayrıca Power Options'dan bilgisayarı Always On olarak seçin ve Turn Off Hard Disks ayarını da Never'a getirin. Hibernation fonksiyonu açıksa onu da kapatın.

 

10) Ses kayıdı yaparken bütün antivirüs program fonksiyonlarını disable edin. Hatta mümkünse müzik bilgisayarına antivirüs programı sokmayın.

 

11) My Computer ikonunun üzerine sağ tıklayıp System Properties'e gitip orada Advanced tabında Performance kısmına girin, önce Görsel Efektler kısmında bütün herşeyi Best Performance'a getirin, bu desktop'taki bütün alacalı bulacalı özel efektleri kapatır, ama müzik yapmak için onların hiçbirine ihtiyacınız yok. Sonra Advanced tabında Processor Scheduling'i Programs'dan Background Services'e getirin. Bu devreye girmek isteyen bir programın CPU'yu ses bilgi akışından çalmasını engeller.

 

12) Screen Saver fonksiyonu açıksa onu kapatın. Eğer Desktop Resmi varsa onu da kaldırın, tek renk bir masaörtüsü kullanın, hafıza kazandırır.

 

13) Control Panel>Sounds tabında bütün sistem seslerini disable edin (System Sound Scheme=None)

 

14) Page File boyutunu da "Let Windows manage Virtual Memory size" konumundan çıkarın, sabit bir boyuta endeksleyin (yani max ve min Page File boyutları aynı olsun). Bu değeri hesaplarken de bilgisayarınızdaki RAM hafızanın yarısını geçmeyin. Eğer bilgisayarınızda 512MB'dan fazla RAM varsa Page File boyutu 256MB'dan fazla olmasın. Hatta eğer 1GB (1024MB) RAM varsa Page File Size'ı 128MB'a bile indirebilirsiniz. Mesela benim sistemimde 1024MB RDRAM var ve bir ara denemek için ben Virtual Memory'i tamamen disable ettim, sistem hâlâ zımba gibi çalışıyordu, ve bunu yapan ve öyle kullanan yığınla insan biliyorum. RAM hafıza o kadar büyük ki hard diskin bir kısımını Virtual Memory olarak kullanmaya gerek bile olmuyor. Hatta orada VM diye birşeyin olması dahi sistemi durduk yerde onu kullanmaya itiyor, o da sistemi yavaşlatıyor. Oysa öbür tarafta zaten kullanılmayan boş fiziksel RAM hafıza var ve Virtual Memory olarak kullanılan Hard Diskten daha hızlı. Bir de niye sisteme durup dururken daha yavaş çalışma şansı verilsin? Tabii bunu yapabilmeniz için bilgisayarınızın da hızlı olması şart (en az P4 2.0GHz ve 1GB RAM)

 

PC'nin Kullanımı, Avantaj ve Dezavantajları

PC ortamında kayıt, çok ekonomik bir çözüm olabileceği gibi, aslında stüdyo ekipmanlarını bir pc'ye dijital yoldan bağlayarak halleden bir çok stüdyo da mevcut (ki bu da ciddi bir yatırım demek)...

 

Bilgisayar ile kayıt'ta donanımsal olarak gücünüzün almaya yetmeyeceği bir çok synth'i modellemeye çalışan plugin'ler mevcuttur.. Benzer şekilde, analog efekt ve simulatörlerin işlemesini modellemeye çalışan ürünler de var...

 

Ancak sorun o ki, bu yazılımsal modellemeler (özellikle amplifikatör, kabin simulasyonları gibi gerçeği analog cihazlar olan şeylerin modellemelerinde) gerçek aletin yerini hiç bir zaman tutmazlar... Bir modelleme ne kadar zor ise, o kadar da işlem gücünü emeceği için, sizin elinizi kolunuzu da o kadar bağlayacaktır..Bu yüzden keskin haltarını belirlediğiniz sesleri daha bilgisayara bağlamadan evvel, o sesi üretebilir hale getirmeniz gerekli... Örneğin: Bir distorted elektro gitar tonu sizin için bir kalıpsa, bunu bilgisayara girmeden evvel bunu pedallarınızdan, dijital/analog simulatörlerinizden elde ediyor olmanız muhtemelen en garanti yöntem olacaktır... Fakat şunu unutmayın, bilgisayara kayıt yaparken, mümkün olan en kuru sesi de almanız gerekli.. Bir elektro gitar için overdrive/distortion tonu ve bir ihtimal chorus uygulanmış ses, kabul edilebilir derecede kurudur... Çünkü bu efektler sizin çalım şeklinizi çok etkiler ve kaydederken bunları olduğu gibi kaydetmek istersiniz... Ancak Reverb/Flange gibi daha süsleyici, derleyici toparlayıcı cinsten efektleri daha kaydederken kullanmak, miks aşamasında elinizi kolunuzu bağlar... Zaten miks'i bir araya getirmekte bu efektlerin ayarları ile oynamanız gerekecek.. Oysa hazır kaydedilmiş bir sesin ayarlarıyla oynayamazsınız...

 

Neyse konuya dönelim, bilgisayar ortamının modelleme alanında olanakları daha yüksektir, daha deneysel şeyler yapılabilir, ancak tertemiz yapılmış bir hücum kayıttaki yakınlığı, sıcaklığı modelleme yöntemi ile çok zor yakalarsınız...

 

Zaten eğer bu yöntemi seçtiyseniz, bunun getirdiği imkanlardan faydalanmalısınız.. Yani yaptığınızın bir evde bilgisayar kaydı olduğunu gizlemeye çalışırsanız muhtemelen başarısız olursunuz.. Rahatsız edici derecede bir yapaylığı genel yapının içerisine oturtmaya çalışmayın, olduğu gibi kalsın demiyorum.. Uğraşın elbette ama gerçeği yapılmış şeye alternatifler üretirken bir de modelleme gibi bir yöntem uyguladığınızda, ona rakip olamazsınız... Siz kayıtta bir amfi mikrofonlamadıysanız, bir dijital simulatör tercih ettiyseniz, bu alet gerçeğinin yerini tutmayacaktır.. Dijital simulatörde başka üstünlükleriniz var, aynı anda hem bir jcm800 hem bir twin reverbü kullanabilmek gibi... Kısacası ne yaptığınız bilin, ve onu kabul edin, onun avantajlarından faydalanın.. Ancak bu şekilde farkınız olur...

 

PC'de aynı anda kaydedebileceğiniz kanal sayısı ses kartınızla sınırlı olsa da, mix aşamasında kullanacağınız halihazırda kullanacağınz kanal sayısı yazılımın imkanlarına ve donanımınızın yeterliliğine (tabi sizin bu gücü ne kadar verimli kullandığınıza da) bağlıdır... Dolayısıyla vasat bir stüdyoda yapılan 16 kanal bir kayıttan daha zenginini üretebilme şansınız vardır.. Fakaat...Bu daha çok deneysel çalışmalarda işe yarayacak bir şeydir, müziğimiz tanıtmak için kullandığımız demolarda çok karmaşık, zor takip edilebilen bir kayıt istemeyiz... Bunu yerine güçlü ama sade, her şeyin seçilebildiği bir kayıt bizim işimizi daha iyi görecektir..

 

Evet bir şeyi atlamışım, o da evde kayıt yaparken, bir davul başına geçmeniz, bas çalmayı bilmeniz v.s. illa ki şart değildir... Bunları midi kanalları üzerinden çeşitli software enstrümanlar sayesinde halletmeniz mümkün... Tabi yine bir gerçeklik, doğallık kaybı söz konusudur.. Programlanmış bir sample davul ya da loop, asla bir akustik davulun yerini tutmayacaktır...Gerçeğe yakınlık sağlanabilir, bu işi bilmeyen dinleyici kandırılabilir ama yine de kullandığınız yöntemi kabul edin ve onun avantajlarını kullanın ki, öne geçin derim...