KEY

İçeriğe git

Ana Menü

Surround Nedir ?

Teknik Bilgi > Ses

Surround (Çevresel) Ses Nedir?  

Kısa Tarihçe

Ticari anlamda başarılı ilk çevreleyen ses formatları 1950’li yılların başında sinema uygulamaları için geliştirildi. O dönemde, stereo ses -ki halk için yeni birşeydi- sinemaya ciddi bir tehdit oluşturduğu düşünülen TV’nin yükselişine karşı sinema endüstrisinin en büyük kozuydu ve yoğun kampanyalarla lanse ediliyordu. Ev uygulamalarına iki kanal olarak adapte edilen stereo’nun aksine sinema filmlerinde stereo ses işe dört kanalla başladı. Örneğin 35 mm CinemaScope film şeritlerinde 4 kanal, 70 mm Todd-AO film şeritlerinde 6 kanal stereo manyetik ses izi bulunuyordu. Bir başka ifade ile stereofonik ses sinema salonlarında 4 ya da 6 kanaldan oluşuyordu.

Çok kanallı stereo ses film endüstrisinde yaşanan sıkıntılar ve film şeritlerindeki manyetik izlerin pahalılığı nedeniyle 1960’lar boyunca ve 70’lerin başında bir düşüş yaşadı. Ancak buna rağmen efekt kanalları üzerindeki çalışamalar ve çeşitli denemeler devam etti. Film şeridindeki manyetik izlerden kaynaklanan dip gürültüsü azaltıldı. Bu, seslerin daha etkin kullanımına yaradı. Efekt kanalı salondaki seyirciyi daha fazla sarmalayacak biçimde sürekli ortam sesleri için kullanılmaya başlandı. Bu uygulama endüstride “çevreleyen ses” olarak tanımlandı ve efekt kanalı “surround channel/çevreleyen ses kanalı” olarak anılmaya başlandı. Buna bağlı olarak da sinema salonlarında yan ve arka duvarlara yerleştirilmiş hoparlörler ‘efekt hoparlörü’ ya da ‘surrounds’ olarak isimlendirildi.



Stereo Evimizde
Bell Laboratuarları’nın 1930’larda stereo ses üzerinde yaptığı önemli çalışmalar üç kanal temeline dayalıydı. 1950’lerin film stereo’sunda en az dört, hatta yer yer yedi kanal kullanılmaktaydı.

Ancak 1958’de evlere girdiğinde sadece iki kanaldı. Bu bir dinleyici tercihi ya da endüstri eğilimi değildi. Tek sebebi, o dönemin en yaygın (ve gelişmiş) kayıt ortamı olan plağın sadece iki kanal kaydına olanak tanımasıydı.

Evlerde iki kanal stereo müzik reprodüksiyonu mono ses ile kıyaslandığında bir devrim niteliği taşıyordu. Her ne kadar film yapımcıları gerçek bir ses alanı yaratabilmek için stereonun en az dört kanal üzerinden dinlenmesi gerektiğini ileri sürse de, iki kanal stereo müzik reprodüksiyonu için standart haline geldi. Kısa bir süre sonra iki kanal stereo FM radyo yayınları başladı ve böylece “stereo” tüketicinin belleğine “iki kanal” olarak yerleşti.

Oysa teknolojik ve terminolojik anlamda stereo, birden fazla kanalla iletilen sestir. Yani dört ya da altı kanal stereo da olabilir!
Stereo ses evlerde popüleritesini arttırdıkça, cihaz üreticileri pazarı daha da genişletmek için yeni yollar aramaya başladı. 1970’lerin başında piyasaya sunulan dört kanal quadraphonic sesin ardında yatan temel felsefe buydu. Bu format dinleme odasına iki ekstra hoparlör yerleştirmeyi gerektiriyordu. Ancak deyim yerindeyse quadraphonic ses “ölü doğdu” çünkü mevcut kayıt ortamları (plak ve makara bant) sadece iki kanal taşıyabiliyordu. Daha fazla kanala kayıt yapılabilmesi için özel ve zahmetli kodlama tekniklerinin kullanılması gerekliydi (faz farkları yaratarak kanalları birbiri üzerine bindirmek gibi).

Öte yandan quadraphonic ses pazara yayılamadı çünkü, ortada farklı kodlama/kod açma sistemleri kullanan ve birbiriyle uyumsuz çok fazla sistem bulunuyordu. Bu da tüketicinin kafasını karıştırdı. Tüm bunların üzerine, kayıt cephesinde prodüktör ve teknisyenlerin ekstra kanalları nasıl kullanacakları konusunda fikir birliğine varamayışları da eklenince bu teknoloji ses tarihinin koridorlarında bir anı olarak kaldı.

Bu arada quadraphonic ses hiçbir zaman sinemadaki çok kanallı stereo ile ilişkilendirilmedi. “Çevreleyen ses” kavramı hala sinema endüstrisine özgü bir terimdi. Yine, o dönemde evlere yönelik tek popüler görsel aracın, düşük kaliteli mono sese sahip olan TV olduğunu da hatırlatmak gerek.
Bir on yıl kadar daha, sinema, TV ve müzik endüstrisinin ses formatları birbirinden ayrı kalacak ve her biri kendi bağımsız yolu içinde ilerleyecekti.

DOLBY ve Sinemada Surround Ses
1970’lerin ortalarında, Dolby Laboratarları 35 mm sinema filmlerinde kullanılmak üzere yeni bir teknolojiyi duyurdu. “Dolby Stereo” adı verilen bu teknoloji sesin film şeridine manyetik olarak değil, ilk yılların mono sesinde olduğu gibi, optik ses izi olarak işlenmesine dayalıydı. Ancak sinema salonlarındaki gösterim cihazları mono ses için geliştirilmişti. Bu cihazlarla uyumluluk için yeni geliştirilen stereo kanalların da, film şeridi üzerinde mono ses izi kadar yer kaplaması gerekiyordu. İki kanal stereo da bir sorun yoktu ancak iki kanaldan fazlası aynı yere sığdırılmaya çalışılınca gürültü oldukça üst boyutlara çıkıyordu.

Öte yanda da iki kanal stereo, sinema için yeterli değildi. Oldukça büyük olan sinema salonlarında standart sağ-sol kanalların yanında diyalogları ayırt etmek için bir merkez kanalın kullanılması gerekliydi. Ve film endüstrisinde “stereo” ve “surround” terimleri neredeyse aynı anlama geliyordu. Yani stereo sesin çevreleyen ses efektleri için de bir kanal barındırması şarttı. Bu nedenle sol, merkez, sağ ve efektten oluşan dört kanallık ses bilgisini iki fiziksel ses izi üzerine kodlamak için bir yöntem bulunmalıydı. Bunun için çok kanallı stereonun ev uygulamalarında başarısız olan quadraphonic seste denenmiş kodlama tekniklerinden yararlanıldı ve çok kanallı stereo ses, film şeridi üzerindeki iki fiziksel iz üzerine optik olarak kodlandı.

“Dolby Stereo Optik” ses formatı dünya çapında birçok sinema salonunda kullanılmaya başlandı. Böylece TV karşısında gücünü kaybeden sinema 1980’lerden itibaren “çevreleyen ses” ile salonlarına seyirci çekerek parlak günlerine dönüş yaptı.




Video Devrimi
İlk video kaset kaydediciler 1970’lerin başında piyasaya sürülmüştü. Başlangıçta TV yayınlarını kaydedip “zamanı durduran” cihazlar olarak lanse edilmişlerdi ancak bir süre sonra çok daha popüler bir misyon kazandılar; “Sinema filmlerini evde izletmek”. Bu üretimi, dağıtımı ve pazarlamasıyla yepyeni bir endüstri anlamına geliyordu. 1950’li ve 60’lı yıllarda TV yayınlarının sinema endüstrisini tehdit etmesinin aksine, video devrimi tamamen tersi bir etki yarattı. Video kasetle tanışanlar daha çok sinemaya gitmeye başladı. Sinema salonlarını tıka basa dolduran filmlerin kasetleri de çok sattı, hatta vizyonda tutmayan filmler bile video piyasasında rağbet gördü. Kuşkusuz video devriminin tek tetikleyicisi video kaset ve cihazlar değildi. Öncelikle Amerika ardından da Avrupa’da giderek daha fazla ev, kablolu yayınlara bağlandı. Bu izleyici (ve film endüstisi) için çok daha fazla alternatif anlamına geliyordu.Bu yükselen ivmeyi, Avrupa pazarına pek yansımamış olsa da, lazer disk takip etti. TV üreticileri daha yüksek görüntü kalitesi vaadeden TV cihazları üretmeye başladılar. TV, sadece televizyon yayınlarını alan bir araç olmaktan çıkıp evdeki tüm görüntü kaynakları için bir tür “monitör” işlevini kazanmaya başladı.

Stereo, Video ile Buluşuyor
Evlerde video akımı kendi kulvarında ilerlerken tüketiciler, bir yandan müzik sistemlerindeki stereo sesin keyfini sürüyor, bir yandan da yukarıda anlattığımız ve film endüstrisinde hızla yayılan, Dolby Stereo formatının kullanıldığı sinema salonlarında çevreleyen sese aşina olmaya başlıyordu. İlk video kasetlerin düşük kaliteli mono sesi kısa sürede yerini stereo kasetlere ve cihazlara bıraktı. Buna ek olarak stereo TV yayınları başladı. Böylece uzun süredir aşina olunan ve evde müzik reprodüksiyonu için tasarlanmış iki kanal stereo ses formatı görüntü formatları ile birleşti.

Surround Ses Evimize Geliyor
1980’lerin başına gelindiğinde yüksek performanslı stereo müzik sistemleri artık birer standarttı. Kaset ses endüstrisindeki yerini almış, CD dijital devrimin başlangıcı olarak lanse edilmişti. Çok başka bir kulvarda da otomobil müzik sistemleri gelişiyor ve walkman’in açtığı yoldan taşınabilir cihaz pazarı doğuyordu. Bu ortam içinde, 1982 yılının sonuna doğru Dolby Stereo olarak kodlanmış sinema filmlerinin LD (lazer Disk) ve video kaset versiyonları Dolby’nin ev için geliştirdiği “Dolby Surround” ses formatı ile tanıtıldı. Bir başka ifade ile “Dolby Surround”, sinema salonlarında çevreleyen ses için geliştirilmiş Dolby Stereo’nun eve uyarlanmış versiyonuydu. Üç kanallı bu format daha sonra Dolby Surround Prologic (4 kanal) olarak geliştirildi.

On yıl öncesindeki quadraphonic sesin aksine Dolby Surround pazarda geniş bir yer edindi. Bunun bir kaç sebebi bulunuyordu: Format ve bununla ilgili sistemler tüketici elektroniği sektöründen önce sinema endüstrisinde denenmiş ve başarılı olmuştu. Bu, adaptasyonu kolaylaştırdı. İkinci olarak format “izleme keyfini arttırmak” gibi görüntü destekli özel bir amaç için geliştirilmişti. Son ve belki de en önemli unsur ise hem profesyonel hem de tüketici elektroniği için standartlar her iki sektörden de bağımsız tek bir merkez tarafından belirleniyordu, Dolby Laboratuarları. Böylece ses sinyali bu güne kadar geçirdiği evrimde çok önemli bir virajı dönmüş oldu. Bundan böyle geleneksel formatların tüm sınırları ortadan kalkacak ve bugüne kadar birbirinden bağımsız hatta izole gelişen, ev elektroniği, sinema, kayıtlı materyal (ses ve görüntü), bilgisayar, vb. gibi birçok endüstrinin yolları birleşecekti.




Dolby Digital Sinemada
1980’lerin sonuna gelindiğinde, film endüstrisinin giderek artan eğilimlerinin de etkisiyle, dijital ses teknolojisi 35 mm sinema filmiyle buluşturuldu. Ancak mevcut sistemler ve standartlarla uyumluluk için film şeridi üzerindeki analog ses izleri de korundu ve “Dolby Digital optik ses izi” film üzerine ayrıca kaydedildi.

Öte yandan bu formatta yer alan birbirinden bağımsız altı ses kanalının “5.1” kombinasyonu ile sunulması kararlaştırıldı. Bu kombinasyonun, sinema salonlarındaki film gösterimlerinde en tatminkar sonucu verdiği endüstrideki birçok grup tarafından kabul edilmiştir. Buradaki ilk beş kanal, sağ, merkez, sol, sol efekt ve sağ efekt kanallarını ifade ediyorken, nispeten daha düşük bir bant aralığında çalışan alçak frekans kanalını tanımlar.

Dolby Digital 1992’de sinema salonlarında kullanılmaya başlandı ve aynen analog sinema ses formatlarında olduğu gibi tüketici kullanımına yönelik formatlar için bir sıçrama tahatası oldu. 1995’te lazer disklerde, 1997’de DVD’lerde kullanılmaya başlandı. Bunu kablolu yayınlar, Djital TV yayınları ve sayısız multimedya uygulamaları izledi.

Ev Sinema Sistemi Nedir ?
Ev sinema sistemleri ile parlak görüntüler ve gerçekçi surround eşliğinde aileniz ya da arkadaşlarınızla beraber ev konforunda eğlenebilir; DVD, DivX* ve MPEG* izleyebilir, Audio CD ve Mp3* dinleyebilir, resimlerinizi görüntüleyebilirsiniz.
Eğer ilk kez surround sistem alacaksanız, günümüzde çok fazla seçenek olduğu için şanslısınız. Daha çok TV ve DVD izlemeyi tercih ediyorsanız ve bir defada tüm sistemi almak istiyorsanız, hepsi bir arada olan sistemleri tercih edebilirsiniz. Eğer televizyon ve DVD izlediğiniz kadar müzik de dinliyorsanız, ileride geliştirmek için esneklik isterseniz ve halihazırda bir takım audio ve video parçalarınız varsa, kendi sisteminizi toplayabilirsiniz. Sisteminizi kurarken uygun giriş çıkışlarla birbiri ile uyumlu çalışan elemanları kolayca birbirine bağlayabilirsiniz.

Hoparlörlerin ikisi televizyon yanlarına, ikisi izleyicinin arkasına, merkez hoparlör televizyonun üstüne veya altına, subwoofer ise istenen yere yerleştirilerek ses en verimli şekilde alınabilir.




Ev sineması ürünleri her geçen gün yenilendiğinden, satın alacağınız cihazların son teknolojiyi destekler olması sizin için avantaj olacaktır.

Kapasitesi yüksek olan hoparlörler ile yüksek sesle müzik dinlerken temiz bir ses ve daha az distortion duyulur. Alüminyum ve polipropilen gibi hoparlör kabin malzemeleri ile daha güçlü ses alınır. Güçlendirilmiş subwoofer’daki dahili amfi hoparlörleri güçlendirir ve böylece receiver daha derin ve düzgün bas sesi vermek için zorlanmayacağından cihazınız korunur.

Ev sinema sistemlerinin hemen hepsinde Dolby Digital ve DTS gibi ileri sinyal decoderleri bulunduğundan, konserleri ve film sahnelerini evinize taşırsınız.

Evde sinema keyfini yaşayın
Yeni ses teknolojisiyle ev eğlencesi üretmek artık çok kolay. Ev eğlencesinde son yılların modası ise ev sineması (Home Cinema) oldu. Kuracağınız ev sineması sistemi, mükemmel bir sinema salonunu size ve ailenize getirmekle kalmayıp aynı zamanda sinemaya giderken veya sinema salonu içinde yaşayabileceğiniz birçok problemi de ortadan kaldırıyor.
Öyle bir sinema düşünün ki, bu sinemada;gösterinin sizin istediğiniz saatte başlayacağı, bilet kuyruğuna girmeyeceğiniz, en iyi koltukta oturacağınız, ses ve görüntünün bozulmayacağı veya kesilmeyeceği, istediğiniz şeyi, istediğiniz miktarda yiyip içebileceğiniz, isterseniz arabanızı tam çıkışa park edebileceğiniz, yan koltukta, filmin sonunu size veya öte yanındaki kişiye anlatmaya çaışan bir "film eksperinin" olmadığı, seyretmek istediğiniz film sayısı ve türünün her geçen gün artacağı, gibi durumlar sadece sizin için yaratılsın. Tahmin ettiğiniz gibi,böyle bir ortamı ancak evinizde sağlayabilirsiniz.Ev Sineması Sistemi almak istiyorsanız aşağıdaki adımları takip etmeniz seçiminizi kolaylaştıracaktır.

Ev ortamınız uygun mu ?
Kuracağınız Ev Sineması Sistemi'nin çeşidi ile ilgili bir kriter de evinizde bu sistem için ayıracağınız mekanın büyüklüğü ve yerleşim şeklidir. Unutulmamalıdır ki, Ev Sineması Sisteminin (Home Cinema) fazlaca değiştirilemeyen bir yerleşim düzeni vardır. Bu nedenle sistemi kurmadan önce yapmanız gereken ilk adım, alacağınız cihazları sanal olarak evinizde yerleştirmektir.

Bütçeniz ne kadar ?
Çok fazla para harcanarak kurulmuş bir sistem her zaman en iyi performansı vermeyebilir. Bunun yerine alınan cihazların birbirine uyumu öngörülerek kurulmuş, fakat daha az para harcanmış bir sistemle de iyi sonuç elde edilebilir. Bu doğrultuda sistemi satın alma öncesinde bir bütçe belirlemelisiniz. Belirlenen bu bütçe içerisinde kalacak şekilde en iyi ve birbirine uyumlu cihazlar tercih edilmelidir.

Ürünleri denediniz mi ?
Satın alma öncesinde yapacağınız araştırmada katalog ve broşürlerdeki cihaz özellikleri incelenmeli, ancak nihai karar için ölçü olmamalıdır. Ölçü olması gereken sizin kulağınızın söylediği doğrulardır. Dolayısıyla satın almayı düşündüğünüz sistemi size dinletebilen marka veya satıcılar tercih edilmesidir. Bu daha sonra pişmanlık duygusu yaşamamak için yapmanız gereken, satın alma öncesindeki belki de en önemli adımlardan biridir.

Güncellik
Ev Sineması ile ilgili teknolojik ürünler, yaklaşık bir yıllık periyotlarla yenilenmektedir. Dolayısıyla satın alma öncesi yapacağınız araştırmada alacağınız cihazların bu konudaki son teknolojiyi desteklediğinden emin olmalısınız.

Sistemin beyni
Ev Sineması Sistemi'nizden en iyi sonuçları alabilmek için gerekli temel eleman A / V Receiver'dır. Bu cihaz sisteminizin "kalbi ve beyni" olarak, alacağınız zevk ve heyecanı da tayin edecek ana parçadır. Ancak ihtiyacınız sadece güçlü ve yeni teknolojiyle tasarlanmış bir cihaz değildir. A / V Receiver'ınız aynı zamanda mantıklı bir mühendislik tasarımı olmalıdır. Onkyo cihazları bu mantıkla tasarlanmış, gereksiz "oyuncak detaylar" kullanılmamış, ancak sizlerin kullanımını kolaylaştıracak her türlü düzen de asla ihmal edilmemiştir.

Ön hoparlörler
Bir ev sineması sisteminde ön hoparlörden beklenen, hem film izlerken hem de stereo müzik dinlerken yüksek performans vermesidir. Definitive Technology Bipolar Tower Serisi hoparlörleri ve Dali yer hoparlörleri değişik zevkler için bu beklentiyi en yüksek düzeyde size sağlayacaktır. Ön hoparlörler görüntü kaynağının her iki yanında yer almalıdır.

Arka hoparlörler
Surround sistemi sesin filmi izleyeni sarması anlamına gelir. Arkada yer alan hoparlörler Dolby Pro-Logic, Dolby Digital ve DTS keyfini yaşatarak bu ambiansı size sunar. Arka hoparlörler izleyicinin iki yanına veya arkaya yerleştirilebilir.

Orta hoparlörler
Definitive Technology ve Dali orta hoparlörleri, geniş frekans cevapları ve genişletilmiş ses dinamikleri sayesinde filmdeki diyalogları fısıltı seviyesinde bile net olarak duymanızı sağlar. Orta hoparlör izleyiciye görüntünün geldiği yönde merkezde üstte veya altta konuşlandırılmalıdır.

Subwoofer
Subwoofer'lar, ses sisteminizdeki insanı titreten derin basları üretmekle görevli olan en geniş hoparlörlerdir. Definitive Technology ve Dali'nin subwoofer'ları hissedilir, duyulmaz.

Ev sinemasında formatlar
Gelişen müzik ve ses sistemleri size, stereo sistemlerle üretebileceğiniz sesin gerçekliğinden çok daha fazlasını vaat ediyor. Önceki yıllar iki hoparlörle odamızda ürettiğimiz stereo sesi dinliyorduk. Daha sonra gelişen ses teknolojisi stereo'nun pabucunu dama attı. Konusunda uzman olan firmalar ses teknolojisindeki bu gelişmenin sayesinde yüksek kaliteli ve daha gerçeğe yakın sesi yaratma çabasına girdi. Bunun doğal sonucu olarak da ev sineması gün geçtikçe daha da yaygınlaştı. Sinemanın evimizin salonuna girmesi ses formatlarıyla daha fazla haşır neşir olmamıza neden oldu.
Ses formatları çok kanallı ses üretir. Çok kanallı sesin amacı, film izleyicisine maksimum işitsel zevki tattırmak, izlenen filmin bir kahramanı olduğu hissini uyandırmaktır. Örneğin geçmiş yüzyılları konu alan bir filmin kılıçla yapılan bir savaş sahnesinde etrafta uçuşan kılıç çarpışmalarını ve insan naralarını ayrı ayrı duymak izlenen filmden alınacak zevki de arttırır. İşte sesin böylesine gerçekçi olarak odanızda dolaşmasına imkan veren ve efektleri gerçekleştiren ses formatlarıdır. Dilerseniz günümüzde kullanılan bu ses formatlarının en anlama geldiğini ve neler olduğunu kısaca açıklayalım.

Dolby Surround
Dolby Laboratuvarlarında geliştirilen bu format, en yaygın kullanılan temel surround/çevre ses formatıdır. Basit anlamda sesi dört kanaldan vererek çevre etkisi yaratır. Sol ön, sağ ön, orta ön (merkez) ve surround kanallarından oluşur. Bas seslerin üretildiği (düşük frekans) bir subwoofer eklemek de mümkün olmaktadır. Band genişliği 100Hz-7000kHz arası olan surround kanalı monodur ve iki arka hoparlörler besleyerek aynı sesi üretir. Bu formatta ses dijital olmayıp analogtur.

Dolby Digital
Dolby Pro Logic'in geliştirilmiş ikinci jenerasyonu olarak da adlandırılabilir Dolby Digital. İki ses formatı arasındaki iki temel fark, Dolby Digital'de birbirinden tamamen ayrı altı kanaldan dijital ses üretilmesidir. Beş ana kanaldan oluşur. Bunlar, sağ ön, sol ön, sağ surround, sol surround ve subwoofer'dır. Bu beş ana kanalın tümü 3Hz-20.000Hz band genişliğine sahiptir. Arka hoparlörlerinde önlerle aynı yetiye sahip olması yanı sıra stereo surround efekti olması, sesin ve efektlerin daha iyi konumlandırılmasını sağlar. Görüntünün daha gerçekçi ve ikna edici olmasını sağlayarak doğal ortamında dinleniyormuş hissi yaratır. Altıncı kanal subwoofer için ayrılmıştır. Bu kanalda bas sesler üretilir.özellikle çarpışma, patlama gibi haraketli sahnelerin daha gerçekçi olmasını sağlar. Bu etkiyi de ürettiği ekstra bas efekti ile yaratır. Bu formatta ifade edilen 5.1'de; beş ana kanalı "5", bu subwoofer'I da "1" simgeler. Bu 6 kanalın hepsi de dijital ses ürettiğinden, sesin kayıt edildiğistüdyodan evinize kadar hiçbir kayıp olmadan gelmesini sağlar. Tüm bu özelliklerine rağmen altı kanal dijital ses içeren veri, CD üzerinde tek kanalın kapladığı alandan daha az yer kaplar. Bu sayede DVD ve LD'lere (Laser Disc) rahatlıkla kayıt edilebilerek, gerçekçi ve natürel sesleri evlerimize taşır.

DTS
DTS DTS'in açılımı Dijital Theater Systems'tır. Dolby Digital ses formatında olduğu gibi DTS formatında da 6 ayrı kanaldan dijital ses üretilir. DTS bazı eleştirmenlerce Dolby Digital'den sonra günümüzün en iyi alternatif sinema ses formatı olarak gösterilmektedir. Bu değerlendirme onun sahip olduğu birkaç artı yönden kaynaklanır. Dolby Digital, altı kanal ses üretimi için ses kaynağındaki stereo dijital sinyallerin bir kısmını kullanamazken, DTS daha az kayıpla bu dokunulmayan sinyalleri de okur. Dijital formatların hepsi analog sesi sıkıştırarak dijital hale getirmenin birer yöntemidir. Daha az kayıpla maksimum sıkıştırmayı yapabilen format bir adım öne geçmektedir.

Lucas Film
Ev sineması formatları arasındaki haksızlığa en maruz kalan format THX'tir. THX yanlış değerlendirme ile dijital ses formatlarına bir alternatif olarak gösterilerek yanlış bir yere konulmuştur. Oysa THX ses formatı diğer ses formatlarından hem gerçekleştirdiği iş bakımından hem de anlayış olarak farklı bir sistemdir. Bu formatın fikir babası, Star Wars filmlerinin de yapımcısı olan George Lucas'tır. Sinema filmlerinin ses kayıtşarı geniş sinema salonlarında üretilmek üzere yapılmaktadır. Oysa ki ev sinemasında akustik yapısı, sinema salonlarından çok farklıdır. THX, ses üretimi veya kanal sayısı ile ilgili olmayıp evlerimizin akustik yapısına adaptasyon için geliştirilmiş, ses verisinin yeniden denglenmesi esasına dayalı bir formattır. Tüm analog ve digital formatlarla çalışabilir ve ses kalitesini arttırır. Çok pahalı bir sistem olduğu için sadece belli başlı markaların en üst modellerinde bulunmaktadır.

Dolby Digital Evde
İlk kullanımı profesyonel sektörde başlayıp tüketici pazarına “devşirilen” analog çevreleyen ses gibi dijital çevreleyen ses de, profesyonel sektördeki kullanımın eve adapte edilmiş biçimi. Son beş yıldır gündelik hayatımızın içinde olan Dolby Digital, (diğer adıyla AC-3) formatı aynen sinemada olduğu gibi birbirinden bağımsız altı kanal (5.1) üzerine temelleniyor.

Analog teknolojiye dayalı ve çevreleyen ses etkisi için tek bir kanal kullanan (arkada aynı sesi veren iki hoparlör) Dolby Surround Prologic formatının aksine Dolby Digital çevreleyen ses etkisi için birbirinden bağımsız ve iki efekt hoparlörü kullanır. Böylece genişletilmiş alan derinliği ve konumlama sayesinde çok daha gerçekçi bir çevreleyen ses etkisi yaratılır.

Subwoofer nedir?  
Bir sinemada neden sesler daha iyidir? Çünkü başarılı yerleştirilmiş subwoofer'lar ile duymayıp, sadece hissedebileceğiniz sesler size verilir. Genelde iki veya daha fazla subwoofer sayesinde seyircilere verilen sesleri, evinizde size özel dinlemenin ev sineması keyfinizi sadece tamamlamakla kalmayıp üst seviyelere de taşıyacağından şüpheniz olmasın.

Subwoofer kelimesindeki “sub” ön takısı, işin derinden yapıldığını, “woofer” eki ise ciddi bir hava hareketini ifade eder. Bas canavarları olarak da bilinen subwoofer'lar bu nedenle ev sinemamızın duymak yerine hissettiğimiz, kilit rollerden birinin sahibi olan önemli oyuncularıdır.

Sub'lar ve İnsani Duyular
Subwoofer'lar, ses sisteminizde insanı titreten derin basları üretmekle görevli olan, en geniş hoparlörlerdir. Bu frekanstaki sesleri üretmek için geniş bir hava hacmine ve büyük bir sürücü (hoparlör konisi) ünitesine ihtiyaç duyarlar. İnsan kulağı 20.000Hz ile 20Hz aralığındaki frekanslarda üretilen sesleri duyabiliyor. Duyma hassasiyeti ise 20Hz-20kHz aralığının daha çok orta ve üst kısmında yoğunlaştığından, düşük frekanslı seslerin hissedilebilmesi için daha yüksek ses basıncına, yani daha yüksek güce ihtiyaç olur. Bas adını verdiğimiz seslerin başlangıç noktaları 200Hz'in de altındadır. Bitişleri ise 20Hz'e kadar dayanır. Ama dediğimiz üzere, basları duymayıp hissettiğimiz için 10Hz'lik bir titreşimi ciğerlerinizi titretirken mutlaka fark edersiniz.



Subwoofer'a Bir Bakış
Subwoofer'lar aktif ve pasif olmak üzere iki ayrı tipte sahip olsa da günümüzdeki neredeyse tüm subwoofer'lar aktif yapıdadır. Pasifler bir amfi içermediğinden sesi yükseltmez. Bu subwoofer'ları cihazınızdaki ses çıkışlarına bağlamanız yeterlidir. Ancak bas frekanslarının yükseltilmesi büyük güce ihtiyaç duyduğundan diğer hoparlörlerle birlikte kullanılması oldukça zor olabilir. Aynı üreticiden alınan özel bir hoparlör seti olmadığı sürece sisteminize dahil etmekte de zorlanabilirsiniz.



Diğer yanda aktif subwoofer'lar içlerinde bir amfi bulundurur. Hatta kirli sesleri arıtan çipler gibi hoş elemanlar da içerebilirler. Üzerlerinde genellikle crossover (kesim frekansı) ve ses seviyesi (volume) ayarı olmak üzere iki ayar düğmesi barındırılırlar. Bu ayarlardan ses seviyesiyle ilgili olan, kalibrasyon işlemi için oldukça önemlidir. Zira tüm sub arkalarındaki bu ayar "tamamıyla sessiz"den "ciğerinizi yerinden sökecek"e kadar çok geniş bir aralığa sahiptir. Crossover ayarı ise subwoofer'ınızın hangi frekans aralığındaki sesleri üreteceğini belirler. Dolayısıyla bu aralığın en yüksek frekans sınırını belirlemenizi sağlar. Böylece sub'ınız ses üretirken, üretebildiği en düşük frekans ile belirlediğiniz en yüksek frekans arasındaki sesleri üretir. Subwoofer'ınızın bir crossover ayarı varsa öncelikle bu ayarı en yüksek frekansa kadar getirin. Eğer basları seviyorsanız crossover frekansını biraz daha düşük tutun.




Çalışma mantığı hava hareketlerine bağlı olduğu için hacim önemli bir kriterdir. Yüksek hacimli kutular daha fazla havayı sıkıştırabilir. Basit bir araştırmanın sonucunda sizin de göreceğiniz üzere, sürücü çapları ve kutu hacmiyle sub'ların fiyatları orantılı biçimde değişir. Yani genellikle ne kadar büyükse, o kadar pahalıdır.

İçlerindeki havanın maksimum hareket kabiliyetinden yararlanabilmek için orantılı hacim ve sürücü çapının seçilmesi şarttır. Kutuda sürücü tarafından sıkıştırılan hava, bas-reflex adı verilen açıklıktan dışarı atılır. Tıpkı arabaların egzoz patlamalarında olduğu gibi içerideki gücün dışarı çıkması, genellikle bir insanın ciğerlerine eşdeğer miktarda havanın hareketine sahiptir. Tabii farkı, bunun saniyenin 20'de birinde gerçekleşmesidir. Hızlı olduğu kadar güçlü bir hava giriş-çıkışı yaşanır.

A/V receiver'ların çoğunluğu subwoofer'a özel bir RCA uçlu çıkış noktası sağlar. Buradan sub'ımızın arkasındaki sağ/sol kanal ya da tek bir girişten bağlantı yapılır. Ama bazı subwoofer'lar sisteme bir sub daha ekleyebilmeniz için bu girişlere ek olarak bir de subwoofer çıkışı (veya line-out) verirler.

Subwoofer İçin Uygun Yerleşim
Kuş cıvıltıları duyduğunuzda, sesin hangi yönden geldiğini anlayabilirsiniz. Konuşan birinin sesinin yönünü de tayin etmek o kadar zor olmaz. Ama çakan şimşeğin nerede çaktığını o parlak ışığı görene kadar bilmek pek mümkün değildir. Bunun sebebi, kulağımızın yapısından kaynaklanır. Tiz frekansların yönlerini ayırt edebilmemize rağmen, bas seslerin nereden geldiğini anlamamız zordur.

Bu yüzden de subwoofer'ınızı odada nereye koyduğunuz çok da önemli değildir, zaten yerini tahmin edemezsiniz. Ama bu, onun en iyi performansıyla sizi sarsması için ideal bir yeri olmadığı anlamına gelmez. Profesyonellerin önerisi, her zaman için sub'ların ön hoparlörlerin yanında yer alması yönündedir. Hatta bazıları, odada eşit bir dağılım sağlamak ve yansımaları dengelemek için ortaya yakın olmasının daha iyi olduğunu bile söyler. Ancak bunlar, standart bir ev sinema kullanıcısı için fazlasıyla detay bilgiler olabilir. Bir apartman dairesinde oturuyorsanız, subwoofer'ın size gereken etkiyi odanın karşı duvarına yakın bir yerden vermesi, kapı zilinizi ve komşularınızı da filmin içine katar. Bu nedenle pratikteki uygulamalar sub'ı kendinize olabildiğince yakın yerleştirmek şeklindedir.

Yanlış yerleştirilmiş bir subwoofer, bazı frekansları yükseltip odanızdaki tonal dengeyi bozar. Düşük frekanslardaki seslerin dalga boyları 15m'ye kadar ulaşabildiğinden yerleşimi oldukça dikkatli yapılmalıdır. Onun da bir nokta kaynak olduğu ve ses dalgaları yaydığı unutulmamalıdır.

Unutulmaması gereken bir nokta da, subwoofer'ın diğer hoparlörler ile bazı frekansları paylaştığıdır. Bu paylaşım, yanlış yerleşim ve kalibrasyon sonucu, çakışmaya dönüşür. Havada veya duvarlardan yansıyarak çakışan dalgalar, birbirlerini söndürebilir. Bu duruma engel olmak için de subwoofer'ın offset'inin doğru ayarlanması gereklidir. Offset, subwoofer ile ön hoparlörler arasındaki yatay mesafedir. Offset uzaklığını minimumda tutmak her zaman faydalıdır.

Bas frekanslarda dalga boyu uzun olduğundan dolaşan dalgalar da sorun teşkil eder. Dolaşan dalgalar, duvar ve diğer yüzeylerden yansıyarak oluşur ve kendileriyle çakışarak dalga yüksekliğinin değişimine sebep olurlar. Dalgaların dağılımı daha serbest olduğundan geniş odalar ev sinemanız için en iyi seçimdir. Ancak küçük bir odada, doğru yerleşim sayesinde bu durum sorun olmaktan çıkartabilir.

Genel olarak subwoofer için en kötü yerleşim, oturduğunuz koltuğun arkası olacaktır. İki frekansın çakışması, düzey farkına sebep olur ve bu durumda Hass Efekti oluşur. Bu efekt, beyinde karışıklığa sebep olmakta ve dinlenen müziğin veya filmin efektlerini kafa karıştırıcı hale getirmektedir. Doğallıktan uzaklaşır ve izleyene rahatsızlık verir.

Unutmamanız gereken en önemli nokta ise; en iyi pozisyonun, en yüksek bası duyduğunuz yer değil, en yumuşak bası duyduğunuz yer olduğudur. Ancak bu sayede evinizde yorulmadan film izleyebilirsiniz.

Tabi bu arada estetik kaygıları da göz önüne almak gerekebilir. Ayaklarınızı uzattığınız “puf”a, minik bir sehpaya veya ne işe yaradığı belli olmayan bir küpe dahi benzetilebilen sub'lar bu sebeplerden ötürü masa altına veya benzeri yerlere saklanabilir. Nedense evlerimizde tercih edilen konum ise genellikle toz birikimine en az dikkat edilen yer olan evin köşe noktalarıdır. Televizyon ile perdelerin kapattığı 30cm'lik boşluğa sub yerleştirilir ve orada olduğu yıllarca unutulur. Ardından belki bir gün temizlik yapılırken bakıldığında tozun üzerinde birkaç kat olduğu görülünce ya yeri değiştirilir ya da sadece silinip temizlenir.

Koruma ve Bakım
Diğer hoparlörlerden farklı olarak subwoofer'lar yere daha yakın elektronik cihazlardır. Bu nedenle de en büyük düşmanları tozdur. Arkada, yanda veya tam altında bulunabilen bas-reflex açıklığı dışarı hava verdiği gibi, içeriye de hava -dolayısıyla tozları- alabilir. Bu nedenle yerde ancak olabildiğince az toz alacakları bir yerde tutulmaları önerilir.

Sub'lar için diğer bir düşman ise “volume” düğmesidir. Gereğinden fazla zorlanan sub'ların sürücülerini hareketli kılan esnek yanakları, zamanla bu özelliklerini yitirip yıpranabilirler. Üretilen ses üzerinde kötü etkiler yaratacak olan bu durumun yanı sıra yırtılmalar bile olabilir.

Ev sinema sistemi hakkında önemli Bilgiler  


5.1 Kanal girişi
Bu terim DTS ve Dolby Digital gibi digital surround ses sistemlerini ifade etmek için kullanılır 5, ses bilgisi taşıyan 5 ayrık kanalı ifade eder 1 ise 6 kanalı, yani subwooferı ifade eder.

Bi-Amp Özelliği
Hoparlördeki yüksek frekansların aynı hoparlördeki düşük frekanslardan ayrı olarak güçlendirilmesi tekniğidir.

Bass ve tiz kontrolü
Bass kontrolü, 250Hz altındaki sinyallerin seviyesini, tiz kontrolü ise 6000Hz üstündeki sinyallerin seviyesini ayarlar.

Bass Refleks
Hoparlör kutusu içindeki havayı dışarı atan port yardımı ile bas çıkışını geliştiren sistemdir. Birçok subwoofer ile yer ve raf tipi hoparlörlerde verilen giriş gücünü artırmak için kullanılmaktadır.

Bass Boost
Düşük ses seviyelerindeki bas sesleri güçlendirerek, kulaklık çıkışının ses kalitesini en üst seviyeye getirir.

Coaxial giriş/çıkışlar
Bir dijital kaynaktan işlenip surround sound'a dönüşebileceği bir cihaza çok kanallı sinyal taşıyabilir.

Dolby Decoder
Bu devre, çoğu DVD ve bazı HDTV yayınlarında bulunan yüksek kaliteli dijital surround sesi 6 kanala çözümleyip taşıyabilir.

Dolby ProLogic Surround
Dolby ProLogic Surround, sinemadaki ses atmosferini yaratmak için 5 ayrı yönden ses kullanır; 2 hoparlör ön sol ve sağda, 2 hoparlör arka sol ve sağda bulunur. Beşinci orta hoparlör ise diyaloglar içindir.

Dolby® Digital
Dolby Surround teknolojisi, TV ve VHS gibi yayınlar için 4 kanal sesi, iki kanala kodlar. Dolby Surround ile kodlanan ses, mono ve stereo sistemlerle uyumludur.

DTS
(Digital Theatre Systems) Bir çok sinemada kullanılan yüksek kaliteli surround ses sistemleridir. Dolby® Digital gibi, DTS 5 speaker ve 1 subwoofer'a ayrı kanal sağlayan, 6 kanallı dijital surround formatıdır. Çoğu Dolby Digital sistemleri DTS decoderine sahiptir.

DSP
(Digital Signal Processing) Ses üretiminin atmosferini değiştirerek, sese ayrı bir hava katar. Analog sinyallerin dijital formata çevrildikten sonraki manipülasyonudur. Analog audio sinyalinden sonra işlenen her sinyal dijital audio olarak toplanır. DSP, çoğunlukla surround ses sistemleri ile kullanılır.

Dolby® Pro Logic
Çift kanallı Dolby Surround ile kodlanmış ses kaynağını 4 kanala ayırarak, çok kanallı ev sinema sisteminin temelini oluşturur.

Digital Noise Reduction
(DNR) Video sinyalleri sıkıştırılırken, DVD diskin bazı bölümlerinde dijital gürültü belirebilir ve bunlar bazen video izlerken görülebilir. Dijital Noise Reduction sayesinde hareketsiz arka zemin bölümlerinde daha az titreyen bölümler elde edilir.

ID3 Tag
MP3 dosyalarının etiket bilgilerine verilen isimdir. Sanatçı ve şarkıların isimleri gibi bilgileri gösterir.

MP3 desteği
(Motion Pictures Experts Group-1, Audio Layer 3) MP3 internetteki CD kalitesinde müzik ve ses dosyalarının daha kısa bir sürede yüklenebilmesini sağlamak amacıyla tasarlanmış bir ses sıkıştırma formatıdır.

MP3
Düşük boyutu, yüksek ses kalitesi ve paylaşım rahatlığı ile MP3 formatı, dijital ortamda en popüler müzik dosyasıdır. MP3, büyük yer kaplayan CD kalitesinde ses dosyalarının kalitelerini düşürmeden sıkıştırılabileceği ve dijital olarak depolanabileceği bir dosya formatıdır. MP3 formatına çevirilen bir ses dosyasının insan kulağının duyamayacağı kadar düşük frekanstaki sesleri kesilir. Böylece dosya boyutu küçülür ama ses kalitesi neredeyse aynı kalır. Ses kalitesindeki değişim anlaşılmaz çünkü insan kulağı kesilen düşük frekanstaki sesleri duyamaz. MP3 formatındaki müzik dosyalarını bilgisayarınızda, uyumlu DVD/VCD oynatıcınız, müzik setiniz ya da CD çalarınızda veya MP3 çalarınızda dinleyebilirsiniz.

MiniDisc (MD)
MiniDisc (MD), disk tabanlı, başta ses dosyalarını olmak üzere veri kaydetmek için kullanılan bir depolama birimidir. Portatif Hi-Fi sistemlere alternatif, yüksek ses kalitesine sahip dijital bir sistemdir. MD’ler 1 milyonun üzerinde defalarca kaydedilebilir.

MPEG
MPEG, (Motion Pictures Experts Group), ses ve görüntü verilerinin sayısal ortamda sıkıştırılması ve geri açılması prensiplerini belirleyen bir standarttır. Sıkıştırma işleminde, görüntü kareleri arasındaki değişimler analiz edilir ve bir MPEG kodlayıcı (encoder) ile dosya boyları yaklaşık 1/200 oranında sıkıştırılır. MPEG, bilgisayar ve broadcast sektörleri tarafından en geçerli standartlardan biri olarak kabul edilmiştir. Mevcut MPEG versiyonları; MPEG-1, MPEG-2, MPEG-3 ve MPEG-4 'tür.

Mega Bass
Düşük ses seviyelerinde, D/A dönüştürücüde bas ve tiz sesleri güçlendirir, ses kalitesini artırır ve kulaklık çıkışının parazitlerini azaltır.

Optik Dijital Çıkış
Bu optik bağlantı, optik dijital girişe sahip diğer HIFI bileşenlere kayıpsız dijital iletim sağlamak için kullanılır. Dijital sinyalleri manyetik ve elektriksel etkilerden etkilenmeyen fiber optik kablolarla iletir.

RDS
İşitsel FM radyo sinyalleriyle birlikte dijital veriler ileten bir sistemdir. RDS (Radio Data System), sinyali veren istasyonun ismini görüntüler ve o istasyon için en güçlü sinyali otomatik olarak bulur.

Surround Sound
Dinleyiciyi odanın farklı noktalarından gelen seslerle çevreleyip, konser ya da tiyatrodaymış hissi veren simülasyondur.

Subwoofer
Bas ses üretimi için sol ve sağ kanallardan beslenen düşük frekanslı hoparlördür.

Stereo Ses Sistemi
Stereo ses, standart çift kanallı sistemden gelir; biri sol hoparlörleri, diğeri sağ hoparlörleri besler. Ses reprodüksiyonuna derinlik ve genişlik kazandırır. Stereo sistemler bağımsız amfi ve sinyallerle sağ ve sol hoparlörleri kullanırlar. İki hoparlör 3 boyutlu his vermek için beraber çalışırlar.

TruSurround SRS
Sanal ses teknolojisidir. TruSurround ile digital audionun 6 ayrı kanalı iki kanalda işlenir ve iki hoparlör üzerinden dinleyiciye iletilir. DVD Player, televizyon ya da dijital uydu üreticileri TruSurround sistemini ürünlerinde, 4.1 ya da 5.1 hoparlör sistemi olmayan müşterilerine sanal surround ses sistemini yaşatmak için kullanabilirler.

Toplam Harmonik Distortion
Harmoniklerin genliğinin, temel genliğe(orjinal saf sinyal) oranıdır. Distortion istenmediği için olabildiğince küçük tutulmaya çalışılır, ama THD'yi düşürmek diğer tip distortionları artırabilir. <0,5% THD tercih edilebilir.

Tiz
6000Hz üstündeki sinyallerin seviyesidir.

Virtual Dolby®
Arka hoparlörler olmadan gelişmiş bir sinema surround ses efekti için Dolby sinyal işleme devresidir. Sadece iki ön hoparlör ile Dolby surround ses efekti yaratır

İçeriğe Geri Dön | Ana Menüye Geri Dön